Harun

Oblomov'un içinde olup bitenlerden kimselerin haberi yoktu. Eşi dostu sanıyordu ki onun bütün derdi yemek içmekten ve uyumaktan ibaret. Ne bilsinler?
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
Oblomov'un yıpranmış iradesi yorgun akşam saatleri gibi sessizliği ve rahatı arar; ruhunda fırtınalar, heyecanlar diner, düşünceleri durulur, kanının akışı yavaşlardı. Oblomov ağır ağır, dertli dertli sırtüstü döner, gözlerini pencereye diker, dört katlı bir evin ardına doğru ihtişam içinde batan güneşi hüzünle seyrederdi.
Başka bir gün insanların ahlaksızlıklarına, sahteliklerine, iftiralarına dünyayı saran kötülüğe karşı bir isyan duyar, insanlara çürük yanlarını göstermek dileğiyle yanardı. İçinde bir yığın düşünce, denizin dalgaları gibi birbirini kovalar, niyet haline gelir, kanını coşturur, damarları şişer; bedeni esrarlı bir güçle gerilir, niyetler taşkın birer tutku halini alırdı, içinden gelen bir itkiyle dakikada yüz kere yerini değiştirir, gözleri parlayarak yatağında doğrulur, elini uzatır, bir peygamber haliyle çevresine bakardı... Birazcık daha gayret etse, istekler hareket haline geçebilirdi ve işte o zaman insanlık görürdü ilya ilyiç'in neler yapacağını!
Oblomov, başkalarının hazır, basmakalıp düşüncelerinin uşağı olamazdı; düşüncelerini kendi yaratacak, kendi gerçekleştirecekti.
Ihtiyar Oblomov çiftliği babasından nasıl almışsa oğluna öyle bırakmıştı. Ömrünü çiftlikte geçirmiş ama bugünün çiftlik sahipleri gibi zekasını işletmeye, yeni yeni deneylere başvurmaya yeltenmemişti. Toprağın verimini artırmak, yeni gelir kaynakları bulmak gibi tedbirler aramamıştı. Tarlaları tıpkı büyükbabasının zamanındaki gibi ekiliyordu ürünü satma yolu eskisinin aynı kalmıştı. Ürün bir yıl öncekinden fazla oldu mu, fiyatlar yükselip gelir biraz arttımı, ihtiyarın keyfine diyecek yoktu: Bunu Tanrının bir lütfu sayardı. Ama para kazanmak için başka yollar aramaktan, çaba harcamaktan hoşlanmazdı. Kendine akıl öğretenlere hep şöyle derdi: Babalarımız, dedelerimiz birden budala değillerdi ya! Pekâlâ yaşadılar, biz de yaşarız. Tanrı ne verdiyse yer, karnımızı doyururuz. Hiç kendini yormaz, geliriyle, ailesi ve dostları arasında bol bol yiyip içer, Tanrısına şükürler eder, zenginleşmek dileğini bir günah sayardı Ciftliğin kahyası ona iki bin ruble getirir, birini cebine atar, gözleri yaşararak doludan, kuraklıktan, ürünün kötülüğünden söz ederdi ihtiyar Oblomov da içini çekerek haç çıkarır ve; -Tanrının dediği olur, elimizden ne gelir, Tanrı ne verdiyse şükredip oturalım, derdi.