- İnci Hanım'a gelince: Müsaade et de onun iyi bir kız olduğu hakkındaki hüküm biraz sonraya kalsın.
Ben onu eskiden de tanırdım. Hocası olarak, hakkında bir hüküm vermemi erken mi sayıyorsun?
Çok erken. Bir insan hakkındaki hüküm ancak onun tabutu geçtikten sonra verilebilir.
Ayşe itiraz etti:
- Yoooo... Bu biraz fazla ihtiyatkârlık olur. Tarihe geçen şahsiyetler için belki fikrin doğrudur. Fakat herkes için? Asla...
Selim yeniden istihza ile gülümsedi:
- Tarihe geçen şahsiyetler için ölümünden sonra bile kesin bir karar verilemez. Çünkü zaman onların değerini değiştirebilir. Sizin bir şairiniz vardı, neydi onun adı? Hani sen anlatmıştın: Vaktiyle edebî çevrelerde küçümsenmiş de sonra Yirminci Asırda birinci sınıf bir şair olduğu keşfolunmuş, söylesene adını...
Yunus Emre!
- Evet, Yunus Emre. Kaçıncı asrın adamıydı o?
- On Dördüncü Asır başlarında ölmüştür.
- Demek ki zavallı şair hakkında doğru bir hüküm vermek için altı asır beklemek lâzım gelmiş. Acaba on asır sonra anlaşılacak insanlar yok mu? Acaba ebediyen yanlış anlaşılarak yanlış hüküm giymeye mahkûm bedbahtlar yok mu? Aksine, ilâhlaştırılan alçakların bulunabileceğini kabul etmez misin?
Hukuk ve ilim. Gülünç yakıştırma... İttifakla idam kararı... Yargıtay bozdu... Bu sefer ittifakla beraat... Aynı suç, aynı sanık, aynı yargıçlar, aynı kanun kitabı ve önce idam, sonra beraat... Bu ne güzel ilim böyle? Sen herhangi bir yılın herhangi bir ayında, yüz derecelik ısıda kaynayan bir suyun, birkaç ay sonra aynı hararette donduğunu işittin mi?