Fazla bir şey demiyor kan da, mürekkep de bana;
Bağladım rûha, cesedden koparıp bağlarımı:
Yanarım, ey kalem, uğrunda ömür verdiğime:
Geri ver, ey kılıç, artık bana misrâlarımı!
Gece zindanda Yusuf'lar, sıralanmış, yatıyor;
Yüzlerinden okurum sapsarı rü'yâlarını:
Kimi sehpâda görür kendini, çarmıhta kimi;
Ve ararlar yine zindandaki dünyâlarını!
Girdi, yollar gibi, yıllar da nihâyet araya;
Sed çeker dağ tepe, feryâda değil, yâda bile.
Hasretim uykuya, rûhum, sana hasret kalalı:
Gözlerim görmüyor artık seni rü'yâda bile.
Her gazâ, güttüğü dâvâdan alır kıymetini:
Rengi dönmez ne kadar ak demiş. olsak karaya
Yıldırım, düştüğü taş zindana devlet götürür;
Ve Timur, sıklet olur girdiği mermer saraya!