Kur'an, canlı, diri ve kutsal diliyle çağırıyor kadim yapraklar arasından. Namaz, vücutlardan ve ruhlardan bir Cebrail nefesi gibi geçerek çağırıyor. Oruç, bir ilkbahar bulutu gibi şehirlere iniyor ve suya hasret insanları çağırıyor. Kâbe, anıt bir meşale gibi, yolların en birikmiş kavşağında, çağırıyor. Buyruk çağırıyor, yasak çağırıyor. Farz ve sünnet, hazır ve gayb çağırıyor. İslâm çağırıyor.
İsrafil'in sûrundan daha keskin bir sesle İslâm çağırıyor. Ama Allah'ın sağırlaştırdığı kulağa kim sesini işittirebilir?
Bedir Savaşı ebedî modeldir. İnanç tam, güven tam, sabır tam, cihad tam olduğu anda, zafer de tamdır. Uhut, Bedir'in fotoğraf sanatındaki negatifi gibidir. Akın siyahı. Bu temel elemanlardan biri bir parçacık da olsa eksikse (söz gelimi, sabır yeterli değilse), zaferlerin en kesini bile yenilgilerin en acıklısına dönüşebilir.
Meleğin bile ürkerek uzaklaştığı figüratif resme ve sanat değerinden bile mahrum, putlaştırılan kişilerin portrelerine ise, gerçek adına da, sanat adına da paydos!
Çocuk, Kur'an'a doğru koşuyor, yüreği bir inanç ışığıyla aydınlanmış olarak. O, avrupalı ve komünistten bambaşka ve farklıdır. O, bambaşka bir inanç muhtevasına sahiptir. O, öteye, görünmeyen âleme, öldükten sonra tekrar dirileceğine inanmaktadır. Öbürlerinin habersiz bulunduğu görünmeyen âlemin kuvvetleriyle, silâhlarıyla donanmıştır. Ne kendisini, ne silâhlarını bildikleri bu genci yolundan kim çevirebilir?