Bir kitabın iyi ya da kötü olduğuna, onu dikkatlice inceleyerek karar vermek yada üstünkörü inceleyen birilerine verip onlardan gelen raporlara göre karar vermeye çalışmak şu meşhur eski probleme benziyor. Hiç kimsenin Çin hükümdarını görmesine izin verilmiyordu ve soru Çin hükümdarının burnunun uzunluğunun ne kadar olduğuydu. Bunu bulmak için bütün ülkeyi dolaşıp halka Çin hükümdarının burnunun uzunluğunun ne kadar olduğunu düşündüklerini' sorarsınız ve bunun ortalamasını alırsınız. Bu sonuç çok "doğru" dur, çünkü o kadar çok kişinin ortalamasını almışsınızdır. Ama bir şeyi bulmak için bu iyi bir yol değildir. Bir şeyi dikkatlice incelemeden katkı yapan çok sayıda insan olsa bile durum hakkında ortalama alarak bilginizi geliştiremezsiniz.
Konferansta bir sürü aptal vardı -kendini beğenmiş aptallar- ve bu kendini beğenmiş aptallar beni delirtti. Normal aptallar tamam; onlarla konuşabilirsiniz ve onlara yardım etmeye çalışırsınız. Ama kendini beğenmiş aptallar aslında aptal olup da bunu saklamaya çalışanlar ve hokus pokusla insanları etkilemeye çalışıp ne kadar şahane olduklarına inandıranlar. İşte buna dayanamam! Normal bir aptal düzenbaz değildir; dürüst aptal tamam. Ama üçkağıtçı aptal felakettir! Konferansta karşıma çıkan da bunlardı . Bir sürü kendini beğenmiş aptaldı. Çok hayal kırıklığına uğradım. Artık o kadar üzülmeyeceğim. Yani bir daha disiplinlerarası konferanslara katılmayacağım.
Durdum -gelişigüzel- ve bir sonraki cümleyi çok dikkatli okudum. Tam olarak hatırlayamıyorum, ama şuna çok yakındı:
"Sosyal topluluğun her üyesi çoğu zaman bilgiyi görsel, sembolik kanallardan alır." Tekrar tekrar okudum ve tercüme ettim. Ne anlama geldiğini biliyor musun? "insanlar okur."
Cevap verebilmek için "kabul edilebilir"in kıstasını bilmem gerekir. Hiçbir şey herkes tarafından kabul edilemez.
Bu sebepten bir şeyin 'toplumca kabul edilebilir' olması için toplumun yüzde kaçı bunu kabul etmelidir?