Son derece nüfuz edici bakışlarıyla, Dünyanın etrafında döndüğü o bilinmeyen merkeze yerleşmiş yetenekli bir gözlemci, evrenin kaos halinde olduğu çağda sayısız atomun uzayı doldurduğunu görecekti. Ancak, yüzyılllar geçtikçe, yavaş yavaş, bir değişiklik oldu; bir çekim yasası belirdi ve o güne dek başıboş gezen atomlar bu çekime boyun eğdiler, molekülleri ve daha sonra da göğün derinliklerine saçılmış bulunan bulutsu yığınları meydana getirdiler.
Bu yığınlar, kısa bir süre sonra merkezleri çevresinde dönmeye başladılar. Daha belirsiz moleküllerden oluşan merkez de, gittikçe yoğunlaşarak, kendi ekseni üzerinde dönmeye koyuldu; ayrıca, mekaniğin değişmez yasaları uyarınca, yoğunlaşma sonucu hacmi küçüldükçe, kendi ekseni üzerinde dönüşü hızlanıyordu ve bu iki etken sürüp gidince, bulutsu yığının tam ortasında, bir ana yıldız oluştu.
Gözlemci o zaman dikkatli baksa, öbür moleküllerinde merkezdeki yıldız gibi davrandıklarını, gittikçe hızlanan bir dönmeyle yoğunlaştıklarını ve sayısız yıldızcık halinde ana yıldızın çevresinde dolanmaya başladıklarını görürdü. Astronomların aşağı yukarı beş bin tanesini sayabildikleri bulutsu yumak oluşmuştu.
Bu beş bin bulutsu arasında, insanların Samanyolu adını verdikleri, içinde, her biri bir güneş sisteminin merkezi olan on sekiz milyon yıldızın bulunduğu bir tanesini hepimiz biliriz.