Sükûn içindeki kırların canlandırdığı hatıralar bu dünyadan değildir, ne de uyandırdığı düşünce ve ümitler. O ince tesirler bize sevdiklerimizin mezarları için yeni çelenkler örmemizi öğretir, düşüncelerimizi temizleştirir, düşmanlık, kin denen şeyi siler; ama bütün bunların altında, en az düşünen zihinde bile, bu gibi duyguları, geçmişte uzak bir zamanda duymuş olma hissi vardır; daha gelecek, uzaktaki zamanları hatırlatır, kibir denen şeyi bırakmaz, bu dünyaya bağlılıktan uzaklaştırır.
Çok eskiden daha mutlu bir hayatın kısa bir hatırasının uyandırabileceği musiki nağmesi veya sessiz bir yerde suyun damlayışı, bir çiçek kokusu ya da aşina olunan bir sözün söylenmesi, birdenbire öyle sahneler canlandırır ki, sanki bu hayatta değilmiş gibidir; bir soluk gibi kaybolur giderler; bunları isteye isteye hatırlamak mümkün değildir.
Heyhat! Tabiatın yarattığı yüzlerin, kaçı gözlerimize
hoş gelen çizgilerini saklar ki! Acılar, kaygılar, dünya gaileleri, kalpleri değiştirdiği gibi yüzleri de değiştirir: Bu ihtiraslar, uykuya dalınca ancak, yüzlere ve kalplere artık tesir edemeyecek duruma gelince üzüntülü bulutlar dağılır, gökyüzünü parlak bırakır. Ölülerin yüzleri, o kaskatı hareketsiz duruşlarında bile, nicedir unutulan o çocukluk ifadesine bürünür ve ilk hayata döner.
Açlıktan ölen nice zavallılar, çıplak sokaklarda gözlerini kaparlar böyle zamanlarda; işledikleri suçlar ne olursa olsun bu dünyaya kapanan gözleri bundan daha acı bir dünyaya açılamaz.