Davası olmayan Batı eğitimli Müslüman akademisyen, bilginin bütünlüğüne erişemez, üniversitede hoca sıfatıyla akademik başarı için gerekenleri öğrencilerine aktaramaz. Bütünlükten uzak içerikleri taklit ve tercüme etmekle yetindikleri sürece, kendileri de öğrencileri de sıradanlıktan kurtulamazlar.
Hülasa, her ne kadar Batılılaştığını iddia etse de Müslüman, aslında o ölçüde kendini yozlaştırıyor. Geçmişinden bir kopuşu ifade eden hayatı, farklı tarzlardan boca edilmiş melez bir yığından ibaret kalıyor. Ne İslami ne de Batılı olabiliyor, kültürel anlamda bir modern zaman ucubesine dönüşüyor.
Glazer’a göre Holokost, “Yahudiler, kendilerine has farklılıkları sayesinde, kendilerini özellikle tehdit altında görmekte ve hayatta kalmak için her şeyi yapmayı bir hak olarak değerlendirmektedirler.¹⁶ Karakteristik bir örnek vermek gerekirse, İsrailli nükleer silah geliştirme konusundaki her kararı, Holokost hortlağını yeniden canlandırmaktadır. Başka türlü olsaydı, İsrail nükleer silah sahibi olamayacaktı.
Başka bir unsur daha var: Holokost’un benzersizliği iddiası, aslında Yahudiliğin benzersiz olduğu iddiasıdır. Yahudilerin çile çekmiş olması değil, çileyi çekenin Yahudiler olması Holokost’u benzersiz kılmaktadır. Ya da, Holokost özeldir, çünkü Yahudiler özeldir.
Holokost’un benzersizliği iddiaları entelektüel açıdan kısır, ahlaki açıdan ise utanılacak şeyler olmasına rağmen hâlâ devam etmektedir. Peki, neden? Öncelikle, benzersiz çileler çekmek, benzersiz bir güç vermektedir. Jacob Neusner’e göre, Holokost’un benzersiz vahşeti, sadece Yahudileri diğerlerinden ayırmakla kalmamış aynı zamanda Yahudilere “diğerlerinin üzerinde hak sahibi olma” şansını vermiştir. Edward Alexander’a göre ise, Holokost’un benzersizliği “ahlaki bir sermayedir”; Yahudiler bu “değerli mülk” üzerinde “egemenlik iddiasında bulunmalıdırlar.”