Allah'u Teâlâ, bazı kullarına dünya hevesi ve arzularına karşılık dilediği kadar dünya süsünü verir. Onlar ise bu nimetler arttıkça daha çok isyan eder, kalpleri dünya ile dolar. Kur’an’ın ifadesiyle:
“Dünya hayatının süsü onlara hoş gösterilmiştir” (Âl-i İmrân, 3/14) ve onlar da bunun peşine düşerler.
Bu kimseler lisan-ı hâl ile şöyle derler:
“Ya Rabbi, beni falan kişiye ulaştırsan, şu isteğimi versen, Sana tam tevekkül edeceğim, Sana daha çok kulluk yapacağım.”
Fakat verilen her nimetten sonra yine dünyaya yönelirler; tıpkı Kur’an’ın anlattığı o insanlar gibi:
“Ve insanı bir nimetle imtihan edince yüz çevirir, ona bir sıkıntı dokununca uzun uzun yalvarır” (Şuarâ, 26/88-89).
Allah Teâlâ, kullarına defalarca fırsatlar sunar, gönüllerine dönüş kapıları açar. Fakat onlar, “kalpleri yalnızca dünya hayatına yönelenler” gibi davranır (Âl-i İmrân, 3/14).
Nihayet ecel vakti gelip Azrâil kapılarını çaldığında, bu kez şöyle derler:
“Ya Rabbi, artık dünya malını istemiyorum. Beni geri çevir; ben şimdi ibadet edeceğim, Sana döneceğim.”
Fakat Kur’an’ın buyurduğu gibi, o an söylenecek sözün artık faydası olmaz:
“Hayır! Bu, onun sadece söylediği bir sözdür. Artık geri dönüş yoktur” (Nebe’, 78/40).
Çünkü onlar ömürleri boyunca kalplerini dünya malı, süs ve kibirle doldurdular. Allah ise onlara her fırsatta dönüş kapısını açmıştı. Ama onlar, “dünya hayatını âhirete tercih edenler” gibi davranarak, son nefese kadar kalplerini dünya için harcadılar (Lokman, 31/33).