Her şeyi olduğu gibi anlatamayız. Susmak, uzun uzun bakmak, iç çekmek, bir şey yok demek; bunun için vardır. Anlatamamak, vardır. Hep anlat açılırsın dediler bize. Oysa susarak aşılacak dağlar vardır. Hiç konuşmadan anlaşmak, küsmek ve barışmak vardır.
Milyonlarca kelimeden daha uzun yutkunmalar vardır.
...Şimdi bütün boşluklara evler yapıyoruz. Konuşmalarımızın arasında, hatta kendi başımıza kalınca da boşluğa tahammülümüz yok. Seslerle dolduruyoruz. Kaydırmalar, şakalar, haberler, şarkılar, filmler. O boşluğu değerlendirecek en uygun parçayı yerleştirerek, içimizde daha büyük bir boşluk elde ediyoruz.
Oysa yıldızların arasında boşluk var. Gezegenlerin, meyvelerin, köklerin, nefeslerin. Bir araya geldiğinde güzelleşen bütün şeylerin, belki de boşlukla yapılmış gizli bir anlaşması var. Yanlış olanlardan sıyrılıp boşaltılan zihin ve kalbin, içine dolduracağı kim bilir neler var?
Nelerin yok olduğunu değil de verilenleri saysa insan, saymak istese, sayamaz. Güç yetiremez. Ne kadar ağladığını değil güldüğünü tartsa, tartılar yetmez.
İnsan, şükretmenin tadına bir varsa daha kızamaz dünyaya.