"Senin için kapattım bu falı," diyor.
Başucuma oturup başlıyor fal bakmaya:
"Hanene ay doğacak; apak fincanının dibi."
Sonra hızla pencerenin kenarına gidiyor. İçeri sızan soluk ışıkta tekrar bakıyor fincana, diyor ki:
"Bir tek kahve tortusu bile yok."
Gözlerini dehşetle üzerime çeviriyor:
"Sen ölmüşsün."
İnsana her tür eziyeti edin ama cevapsız sorularla baş başa bırakmayın. Her biri kulaklarınızdan kafatasınıza dolan birer kemirgene dönüşüp beyninizi kemirmeye başlıyor.
İnsanın kulağında, örs-üzengi-çekiç üçlüsüne ek, bir de süzgeç kemiği olsaydı diye düşündüm. Madem dilin kemiği yoktu en azından kulakta fazladan bir kemik daha olabilirdi. Bu sayede bize söylenenler içinden sadece sevdiklerimizi işitebilirdik.