Mehmet Baran'a olan minnettarlığımı, şükranımı beyan ederek başlamak istiyorum.
Allah senden razı olsun ki, bir tez titizliği ile telif ettiğin bu kitabı bizlerin istifadesine sundun. Tanıkları dünyaya veda etmeden yakaladın da yaşanılanların onlarla birlikte ax olmasına engel oldun.
Şeyh Said Kıyamı'nı birinci ağızdan dinlemek için, kelimenin tam anlamıyla dağlar taşlar aşıp, yaşayan tanıkları bulma zahmetine girip, yıllardır bunun üzerine verdiğin çabayı anlamaya çalışıyordum ki Destpêk'de senin aktardığın şu sözler ile karşılaştım;
"Çi kesê ku tarix û paşeroja xwe nizanibe û hin neke, ew kes nikaribe pêşeroj û îstîqbala xwe qenc ava bike."
("Tarih ve geçmişini bilmeyen ve öğrenmeyen bir kimse, kaliteli bir gelecek ve istikbal kuramaz." sayfa = 17)
Anladım ki bu çaba boşa değil, istikbal kurmak için gereklidir.
"Me Çi Dî Û Me Çi Nedî" Şeyh Said Kıyamı'na şahitlik yapan yaşlıca insanların anlatımlarından oluşuyor. Böylece yaşanılanları birinci ağızdan dinleme şansı elde ediyorsunuz.
Ne büyük bir nimet!
Hamdolsun.
Kitabı okurken içiniz parçalanıyor. Yüreğinize bilmem kaç hançer darbesi yemiş gibi oluyorsunuz. Boğazının düğümleniyor.
Hangi savaşın anlatımları bunlar!
İçinizde büyük bir hüzün.
Hayal ürünü olsa, rüya olsa keşke diye geçiriyorsunuz içinizden. Ufak bir duraksamanın ardından, hangi tahayyül böylesi bir vahşeti barındırır diye düşünüyorsunuz. Düşünüyorsunuz ve saç telleriniz ağrıyor düşünmekten.
Yüreğinizin derinliklerinden, yakılarak şehid edilmiş ninelerinizin kül olmuş yüreğinden çıkıyor bir Ax!.
İlk şahidimiz; Sariye Nine. 10 yaşında bir çocukken tanık oluyor yaşanılanlara. Gördüğü vahşeti anlatıyor. Kadınların göğüslerini askerlerin kestiğini, göğsü kesilmiş kadınların çığlıklarının asimana yükselişini, amcalarının cansız bedenlerinden başlarının