Ama bunun yerine uyarım koşullarının
zincirlerine vurulmuş robotlar haline geliyoruz. Körüz ve bağımlı olduğumuz dış dünya iç dünyamıza ulaşmamızı engellediği için gelişme olanaklarını elimizden
kaçırmaktayız.
Kişiliğimiz de sanayi
ürünleri tarafından belirlenmektedir. Sonuç olarak kendimizden kaynaklanan değil, ticaretin gereksinimlerine uyan arzular bizi motive etmektedir.
So-
nunda kendimizi canlı hissedebilmek için aradığımız
şey sadece değişimin hızı olur. Uyarımın şekli veya içe-
riği önemini kaybeder. İçerik gittikçe önemsizleşir. Boş
şekiller tercih edilir, çünkü içeriği ve anlamı olan şekil-
ler değişimin hızını yavaşlatır. Çünkü anlam, ruhsal bir
örgütlenme gerektirdiğinden zaman alır.
Erkeklerin kayıpları kadınlara göre daha
fazla ve daha hızlı; o da hep peşinden koştukları, ama sonunda ellerinden giden güç ve buna dayalı özgüvendir. Buna karşılık kadınlar daha huzurludur, çünkü "kaybetmeye zaten uzun zaman önce alışmışlardır".
En büyük başarılarımıza rağmen "erkekli-
ğimizden" kuşkulanırız.Örneğin partnerimizin orgazm olmaması içimizde
hemen yetersizlik duygusu uyandırır! Bizi ezen kişi bu işi gerçekten ve alenen yaparsa, bu bizi kendimizi içten içe hor görme duygusundan kurtarır. Başka türlü Stalin
nasıl bir baba figürü veya Hitler nasıl kusursuz bir Tanrı haline gelebilirdi? Onları göklere çıkardığımızda kendimizi yücelmiş gibi hissederiz, çünkü derinlerde onla-
rın değersizliklerini, boşluklarını ve hayata karşı duydukları nefreti hissederiz.