Fransız Devrim'i öncesi ve devrim anını hem hikayeleştirerek hem de gerçekleriyle kağıda döken Charles Dickens'in de dediği gibi 'Yazdığım en iyi hikayeydi.'
Okuduğum kitap ne yalnızca bir roman ne de yalnızca bir tarih satırlarıydı, başyapıt bir 'Tarihi Roman' dı.
İki Şehrin Hikayesi; ana karakter Dr. Manette'in haksız yere hapsedildiği hapishaneden beraat etmesi ve kızına kavuşması; Dr. Manette'nin yaşadığı ağır travmalar yüzünden akli dengesinin zarar görmesi ile kızının ona sahip çıkıp 'Hayata Dönüş' için elinden geleni yapıp Londra'ya yerleşmesi ile hikaye başlıyor.
Kızı Lucie'nin eşi Darnay'ın soylu bir ailenin oğlu olması ve tekrar devrimin en kanlı ve sıcak döneminde Paris'e dönmesi gerekmektedir, Darnay bu kararında bedelini uzun zaman ödeyeceği bir maceraya atılmak zorunda kalır.
Lucie'nin yılmadan bir bakış uğruna kendini heba ve feda etmeye cesaret etmesi, Darnay'ın bir bakış için elinden geleni yapması bu büyük aşkı resmediyor.
Bir diğer aşık Carton ve bu hikayede ki benim için özel yere sahip kalacak o isim...
Bence en şerefli ve en masum aşktı. Zor ama fedakar bir karar.
Dönemin çalkantılı oluşu, devrimin ayak sesleri, kan gölleri, acımasızca yapılan katliamlar. Günahsız ve sırf soyu yüzünden giyotinde ebediyete mahkum edilen suçsuz canlar. Bu olayların gerçek olması da insanı derinden sarsıyor.
Ve Mademe Defarge; korkunç yüzü ve ördüğü örgüler. Tabiki örülen bu örgülerin bir anlamı var ve devrimin en büyük destekçilerinden kara listeyi tutan Defarge ailesinin başrolü.
Madame Defarge, cezalandırılacak aristokratların ve onlara yardımcı olanların listesini örgüsüne kodlamaktadır. Bu acımasız kadının sonu beni bu hikayede sevindiren tek olaydı.
Bu başyapıtın benim rafımda uzun süre boş yere beklemesi biraz üzdü. Çok sevdiğim arkadaşımla başladığım bu