"Çok eski zamanlarda alimler, kitaplarını mum ışığında mürekkep batırdıkları divitlerle yazarken, ilim öğrenmek isteyen bir talebe ne kadar uğraşırsa uğraşsın bir şey öğrenemiyor. Bunun üzerine eşyalarını toplayıp evine dönmeye karar verip yola çıkıyor. Bir mağarada, minicik su damlalarının tonlarca ağırlıktaki taşı dediğini görünce 'Benim kafam şu taştan daha mı kalın!' deyip geri dönüyor ve eğitimini tamamlıyor.
Bu yüzden ona İbn-i Hacer denmiş."
Ellerime bakıyorum istemeden. Ellerim temiz, peki ya yüreğim. Koştuğum dünya, peki ya ahiretim. Uyanık sanıyorum kendimi, feki ya şu gafletim. Gün olur, gün doğmaz. Ocakta aş biter, bedende nefes. Peki, evde iş biter mi, kafada dert?