• Kula kulun sorabileceği sorular sorun; nasıl daha iyi yapabiliriz herşeyi?; daha iyi bir insan nasıl oluruz?;şu adamın müşķülünü nasıl giderebiliriz?...Kula Allah'ın sorabileceği sorular sormayın; namaz kılıyor musun, oruç tutuyor musun?.....
  • Sofuluk satıyorsun, elinde boy boy tesbih

    Çevrende dalkavuklar; tapınır gibi,la-teşbih!

    Sarık cübbe ve şalvar; hepsi istismar ,riya

    Şekil yönünden sanki; Ömer’in devri ,güya!

    Herkes namaz oruçta; hepsi sözünü dinler

    Zikir kur’an sesinden, yerler ve gökler inler!

    Ha bu din,iman ,takva; inan ki hepsi yalan

    Sen onları kendine taptırısın vesselam!

    Derdin davan sadece, hep nefsi saltanatın

    Şimdilik putu sensin, tapılan menfaatın!

    Hey kukla kafalı adam, dinle sözümü tut

    Bunların dilinde hak; ama kalbi dolu put!…

    – MEHMET AKİF ERSOY, SAFAHAT –
  • - ... Belki kırk kere gittim.
    + Kırkında da adama tesadüf ettin mi?
    - Ettim. Daima namaz biterken gittim de ondan.
    + Ne yapıyordu adam?
    - Kalın bir mermer direğin gerisinde, ellerini açmış ağlıyordu.
    + Her defasında ağlıyor muydu?
    - Her defasında... Ama ne güzel, ne gizli, ne içten ağlayış...
    + Sen dış yüzdesin! Mimarlık bu... İçten nasıl bahsedebiliyorsun?
    - Dıştan içe geçmeseydim, bu ağlayış beni çeker miydi?
  • اَلصَّلَاةُ خَيْرٌ مِنَ النَّوْمِ

    Namaz, uykudan daha hayırlıdır.

    Hayırlı sabahlar ☺ ☺
  • Sabah namazı vakti geldi millet Haydi namaza haydi kurtuluşa Essalatü hayrun minen nevm Namaz uykudan hayırlıdır.
    "Kişi dostunun dini üzeredir. Öyleyse her biriniz, kiminle dostluk kuracağına dikkat etsin.” (Ebu Davud, Edeb, 19,)
    Hayırlı sabahlar arkadaşlar Allah kabul etsin
  • Yanlış anladığımız ne?

    Sebep sonuç ilişkisine göre kurduğu bir düzen var Allah’ın. Sebeplere ne kadar tutunursanız sonuçları o kadar hak edersiniz. İki rekat namaz kıldınız diye Allah size adaletinin dışında davranacak değil. Müslümanların Sünnetullahı, fıtratı, ilahi adaletin dünyada nasıl işlediğini kavraması gerekiyor. Sahabiler devenin, atın üzerinde Volga nehri kıyısına, Orta Asya’ya, İstanbul önlerine kadar gittiler. Onlar tevekkül etmeyi bilmiyor muydu? “Ya Rabbi İslam’ı her tarafa yay, biz de sefasını sürelim” mi dediler. Cefasını çektiler, uğraştılar, didindiler. Demek ki onlar Allah’ın sünnetini, dünyada işleyen sebep-sonuç ilişkisini iyi kavradılar, sebeplere tutundular, sonuçları hak ettiler. İslam dünyası bunu anladığı dönemlerde ilimde ilerledi, büyük medeniyetler kurdu. Ama ne zaman kör bir tevekkül anlayışına saplandı, teslimiyetçi kader ve dua anlayışına kapıldı, Eşari düşüncenin de desteklediği bu cebri anlayış insan iradesini ve bireyin yaratıcı gücünü adeta törpüledi. Bugün Türkiye’deki Müslümanlar da dahil, kendini Maturidi zanneden Eşarilerle doludur bizim coğrafyamız. Sorsanız amelde Hanefi itikadda Maturidi’yim der. Ama çoğunun zihni Eşariye göre şekillenmiştir. Onun için de külli iradeyi, ilahi iradeyi anlama tarzımızda ciddi sıkıntılar var. İslam dünyasının kafasına koyması, her gün amentü gibi tekrar etmesi gereken “Ne yapıyorsam ben yapıyorum. Yaptıklarımın karşısında Allah adaleti ile bana veriyor. Yoksa başkası yapmıyor”dur. Allah’ın iradesi hepimizin üzerindedir. O istemezse hiç bir şey olmaz. Ama insanların, bireyin sorumluluğu, iradesi vardır; yaptıklarının sonucunu görecektir. Kim zerre kadar iyilik yaparsa karşılığını görecektir, kim zerre kadar kötülük yaparsa karşılığını görecektir. “Allah zerreden yapar, zerreden yıkar. Hiçbir kuralı yoktur. Onun için piyangodan ne çıkacağını bilemeyiz” gibi bir Allah tasavvuru son derece yanlıştır. Bizi atalete, tembelliğe ve kör tevekküle iter. İslam dünyası kalkınmak, gelişmek, refah içinde olmak, dünya hayatını düzenli şekilde yaşamak, dünyada ve ahirette iyiliği kazanmak istiyorsa Allah’ın sünnetullahını, fıtratullahını, adaletullahını iyi kavrayacak

    Ali Bardakoğlu
  • Mezhepler de temelde farklı anlayışlar değil mi?

    Peygamber Efendimiz dini tebliğ etmiş, açıklamış. Sonra da “Size Kitap ve Sünneti bırakıyorum. Rehber olarak bunu edinin, hayatınızı onların ışığında düzenleyin” demiş. Yani tek formatta ve asr-ı saadetin tıpatıp aynısı bir hayat tarzından ziyade Müslümanların kendi dönemlerinde bu rehberlikle kendi yollarını çizme imkanı getirmiş. Bu ne demektir. İlk günden itibaren Müslümanlar farklı farklı düşünecek ve içtihat edecek demektir. Öyle de olmuş. Peygamberimizin bir sözünü sahabeden şekil olarak, öz olarak veya amaç olarak anlayanlar olmuş. Peygamberimiz de hepsine müsamaha ile bakmış. İlk asırlardan itibaren birçok yeni görüş ve yorumlar üretilmiş; fıkıh veya inanç mezhepleri de bu farklı anlayışları biz nasıl derli toplu hale getirir ve sistemize edebiliriz kaygısı ile ortaya çıkmış. Çok fazla dağılmadan metodik düşünceyi geliştirelim demişler. Ama farklı ekol mensupları hep birbirinin arkasında namaz kılmış. Hanefi, Şafi, Şii, Zeydi, Mutezili Caferi, Eşari, Maturidi, mistik düşünce, tasavvuf düşüncesi hep bir arada olmuş.

    Ali Bardakoğlu