Derda'nın en büyük sırrı, hayatta yapayalnız kalmış olduğuydu. Bu öyle bir sırdı ki, uğruna annesini doğramış ve gömmüştü. Oysa yürüyüşünden bile belli oluyordu. Ellerini cebine sokuşundan. Boynunu bükmesinden. Her adımında yere sürten ayaklarından. Yetişecek hiçbir yeri yokmuş gibi yavaşlamasından. Bazen de, her şeye geç kalmış gibi hızlanmasından.
Yeşim, yapabilseydi, o an, gözkapaklarından geriye ne kalmışsa açar, kefenini tırnaklarıyla yırtar, üzerindeki toprağı bir kunduz gibi kazar ve yeryüzüne çıkıp telefonu annesinden koparırdı. Yapabilseydi, o telefonu ağzından geriye ne kalmışsa ona dayar, sonra da, "Senin ağzını yüzünü sikeyim, orospu çocuğu!" diye bağırırdı.
Oysa insan ölünce uyumuyor, hatta çoğu durumda, ölmeden önce uyanıp gözlerini can simidi gibi açıyordu. Dolayısıyla rahat uyumak gibi bir şey söz konusu değildi.