Kitabı okuyalı yaklaşık iki ay oldu bugün not aldığım yerleri görünce burada paylaşmak ve kitap hakkındaki düşüncelerimi yazmak istedim. Bir arkadaşımın hediyesi üzerine tanıştım bu kitapla. Okurken sonunu merakla bekliyordum. Bir karakterimiz vardı:Drago. Uzun mücadeleler sonucunda çalışmak istediği kaleye atanır ve göreve başlar. Ama kalenin öyle kasvetli havası vardır ki buradan gitmek ister ancak kendisine bir süre verip kalede kalmaya başlar ve o süreçte kaleye Tatarlar’ın geleceği ve savaş çıkacağı bekleyişine kapılıp gider. Drogo her hareketi,sesi, gözlemi sanki uzaklarda bir düşman var ve saldıraya gelecekmiş gibi algılar. Drago bu bekleyişle ömrünün en güzel zamanlarını aynı günlerin tekrarını yaşayarak geçirmeye başlar.
Ben bu kitabı okuduğumda Drago ile kendimi çok özdeşleştirdim. Bende büyük uğraşlar ve mücadelelerle bir yere geldim ve sonrasında geldiğim yerde o kadar da mutlu olmadığımı gerçekten istediğimin bu olup olmadığını düşündüğüm, hayatımı sorguladığım bir dönemin içinde buldum kendimi ve bu döngüden kurtulmak için yeni arayışlar içerisine girdim ama tabi bu süreçte sürekli birşeylerin iyi olacağı ya da düzeleceğine olan inancım, bekleyişim bazen belirlediğim hedefleri gerçekleştirmemin önünde engel oldu tam bu dönemde elime aldığım bu kitapta hiçbir şey yapmadan beklemenin, aynı yerde saymanın insana bir şey kazandırmadığı gerçeğiyle çoğu kez yüzleştim ve her seferinde beni daha da kuvvetli şekilde hedeflerime odaklanmamı sağladı. Şu an yine ne yapacağımı bilemez bekledikçe zamanla her şeyin düzelir yanılgısıyla baş başa kaldığım dönemde Tatar Çölü’nden aldığım notlar karşıma çıkınca yine kendime harekete geçmeliyim diyebildim. Hepimiz bu hayatta beklentiler içerisindeyiz, her gün yeni kararlar alıyoruz belki, ama o beklenti hep bizim bir adım