Dün Oz'a bir mektup geldi, 7 Mayıs 1965 damgalı. Otuz dört yıllık. Tasnif makinesinde filan sıkışmış olmalı. Neyse, gönderildiği mahkûm uzun zaman önce ölmüş. Mektubu aldılar, açmadan sahipsiz mektuplar kutusuna attılar. İçinde ne olduğunu kimse bilemeyecek.
Hey, bin yıl boyunca hatırlandığınızı farz edin. Hayattayken yaptıklarınız zamanı aşıyor ve henüz doğmamış olanları bile etkiliyor. Ne hayal. Bu yüzden insanlar kitaplar yazıyor, dinleri kuruyor, çareler buluyor, başkanlığa aday oluyor ama ben, ben muhteşem bir adam olmak istemiyorum. Önümüzdeki 1000 yıl boyunca hatırlanmak umurumda değil. Tüm istediğim, eğer sokakta karşılaşırsak, beni fark edin.
Bazen en kötü şey, olabilecek en lanet... lanet şey bütün hislerinin son sürat çalışmasıdır.Nasıl mı kötü olabilir? Yaptığımız bazı şeyler vardır ki aynı anda gördüğünüz, dokunduğunuz, duyduğunuz, kokladığınız ve tadını aldığınız zaman ölmek istersiniz.
Evet, evet bir sürü iyi insan hapishane duvarlarının arasında oturdu. Sokrates, Gandhi, Jeanne D'Arc hatta İsa Mesih peygamber bile. Son gecesini kutsal adamlarla beraber geçirmedi. Oz'daki bizler gibi pisliklerle beraber kaldı. İsa'nın yeryüzünde yaptığı son şeyler bir mahkûmu cennete davet etmesiydi. O suçluyu sevmişti. Yani, o suçluyu herkesi sevdiği gibi sevmişti. İsa, bunu biliyordu, bir günahkârı sevebilmek için çok şey gerekir ama günahkârın buna her şeyden çok ihtiyacı vardır.