Bu kitap; akılla kurulan her iktidarı, her kibri, her kutsalı usulca sarsar. Öyle ki sonunda şunu fark edersin: Deli olan belki de biz değiliz… ama deliliği görmeden akıllı olduğunu kim söyleyebilir? Deliliğe övgü mü olurmuş? deme. Belki de gerçekleri yalnızca deliler söyleyebilir, çünkü akıllılar yalanlarla terfi alır.
Kürklü Venüs, arzunun en kırılgan, en sert ve en çıplak hâlini anlatan bir teslimiyet anlatısıdır. Severin’in Wanda’ya duyduğu tutku, bir aşk değil, bir ibadet biçimidir. Acıyla kutsanan, aşağılanmayla yüceltilen bir bağlanma hali. Masoch burada aşkı değil, aşk kisvesiyle yaşanan boyun eğişi anlatır. Sevilmek bazen özgürleştirmez, yalnızca daha güzel bir zincir sunar..
Sen sandığın kadar özgür müsün, yoksa sadece alışkanlıklarının kölesi mi?
Twain burada bize bir cevap vermeye çalışmaz. O, cevabı çoktan bildiğini düşündüğü insanlara sadece aynayı uzatır. Ve o aynada gördüğümüz şey, çoğu zaman iç açıcı değildir. Bu kitap kolay okunur ama kolay sindirilmez. Çünkü insanı anlatmaz onu ifşa eder. Ve en acısı, ifşa ettiği o “insan”, çoğu zaman bizden başkası değildir.
Erdemle Kırbaçlanan Kadın, Marquis de Sade’ın bize ahlakın suratına atılmış tokat gibi sunduğu, iğne iğne işlenmiş bir lanettir. Bu kitap, erdemin kutsal bir zırh değil, çoğu zaman acının ve zulmün hedefi olduğunu haykırır.
Sarsıcı, rahatsız edici, hatta mide bulandırıcı anlarla doludur. Ama tam da bu yüzden çarpıcıdır. Bu kitap bir "ahlak dersi" değil, ahlakın cesedi üzerine yazılmış bir ağıttır. Ve sonunda şunu sormadan edemezsin: Justine kaybetmedi belki... biz Justine’i hiç istemedik.