Hamza Algül

Hamza Algül
@Hamza_Algul
رب اني لما انزلت الي من خير فقير اي ربيم بان انديراجگین هر خیره محتاجیم بني مدرسلي قيلان الله صونصوز تشكورلر
Bursa
13 Ekim
7 okur puanı
Ekim 2025 tarihinde katıldı
MANZUM FIKRA KİMİN İÇİ YANIYOR? Hoca, bir komşusuna misafirliğe gider. Ev sahibi kendine ait baldan bol bol ikram eder. Bir yandan da: — “Emsalsizdir balım!” der. Hoca’nın önüne balı koyar ve: — “Hadi Hoca, ye!” der. Hocamız iştahla baldan yemeye başlar. Kâh parmağını yalar, kâh ekmeğini banar. İçinden de geçirir: — “Gerçekten de nefismiş! Arı sahibi olmak ne de güzel bir işmiş!” Fakat arıcı birdenbire telaşa düşer. Sanki davet ettiği misafire düşman kesilir. Her nedense bu durum onun hoşuna gitmez. Der ki: — “Yedin balımı Hoca, boşu boşuna!”
Reklam
KURBANIN BEYANI 1- Kurban (Udhiyye), lügatte; kurban günlerinde, yani Zilhicce ayının onuncu, on birinci ve on ikinci günlerinde kesilen hayvana denir. 2- Şeriatta ise Allah Teâlâ’ya yaklaşma niyetiyle beş nevi hayvandan; koyun, keçi, sığır, camış ve devenin, zikrolunan vakitlerde kesilmesine denir. KURBANIN HÜKÜMLERİ 3- Sahih olan Hanefî mezhebinde kurban vaciptir; fetva da bununladır. Lâkin amelen vaciptir, itikaden vacip değildir. Aslını inkâr ederek: “Dinde kurban, vitir namazı ve sadaka-i fıtır yoktur.” diyen kimse dinden çıkar. Ancak: “Dinimizde bunlar vardır fakat vacip değildir.” dese, dinden çıkmaz; günahkâr olur. 4- Kurbanın vacipliği, sadaka-i fıtırın vacipliği kadar yüksek mertebede değildir. 5- Kurbanın vacip olması ihtilaflıdır. İmam Ebû Yusuf Hazretleri’ne göre sünnettir. 6- İmameyn² indinde sünnet-i müekkededir. İbn-i Ziyâd, Ebû Hanife, İbn-i Rüstem ve İmam Muhammed’den rivayetle farz olduğu görüşünde bulunmuşlardır. Bazı fukaha ise nafile olduğu görüşünde bulunduklarını beyan etmişlerdir. 7- Kurbanın vacipliği ihtilaflı olduğundan; bir kimsenin zimmetinde hac, zekât, sadaka-i fıtır, yemin kefareti ve kurban borcu bulunup da vefatı yaklaşsa, malının üçte birinden bu borçların ödenmesini vasiyet etse; malının üçte biri yeterse hepsinin ödenmesi gerekir. Ancak üçte biri yetmezse; önce zekâtı, sonra hac borcu, ardından sadaka-i fıtır, sonra yemin kefareti ödenir. En son mal kalırsa kurban borcu ödenir. İmam-ı Âzam ve İmam Muhammed (Rahmetullahi Aleyh)’e göre kurban vaciptir. Fetva da bununladır.
TAKVÂNIN MERTEBELERİ Takvâ, Şer’-i Şerîf’in örfünde; kişinin, âhirette kendisine zarar verecek şeylerden tam ve mükemmel bir şekilde korunmasından ibarettir. Takvânın üç mertebesi vardır. Birincisi; küfürden kaçarak imâna girmek sûretiyle, insanın ebedî azaptan korunmasıdır. Bu hususta Cenâb-ı Allâh şöyle buyurmuştur: “Onlara kelime-i takvâyı ilzâm buyurdu.” (Fetih Sûresi, 26) İkincisi; günah olan bütün fiilleri terk etmektir. Hattâ topluluk içerisinde küçük günahları bile terk etmektir. Şer’-i Şerîf’te takvâ olarak bilinen mana budur. Bu manada Cenâb-ı Allâh şöyle buyurmuştur: “Eğer o memleketlerin ahalisi îmân edip Allâh’tan korksalardı, elbette üzerlerine gökten ve yerden bereketler açardık. Velâkin yalanladılar da, kendilerini kazandıklarıyla yakalayıverdik.” (A‘râf Sûresi, 96) Üçüncüsü ise; sırrını (iç âlemini), kendisini Cenâb-ı Hakk ile olmaktan meşgul edecek şeylerden uzaklaştırarak külliyyen Allâh-u Teâlâ’ya yönelmektir. İnsanın emir olunduğu hakikî takvâ işte budur. Cenâb-ı Allâh şöyle buyurmuştur: “Ey îmân edenler! Allâh’a, O’ndan nasıl korkup korunmak gerekiyorsa öylece korkup korunun ve ancak Müslümanlar olarak can verin.” (Âl-i İmrân Sûresi, 102) Bu takvâ çeşitlerinin en üstün mertebesi; peygamberlerin, peygamberlik makamı ile velâyet riyâsetini kendilerinde toplamaları cihetiyle ulaştıkları son noktadır. Peygamberlerin insanlık âlemiyle meşgul olmaları, onları ruhlar âleminde yücelmekten alıkoymamıştır. Yine halkın salâhı ve ıslâhı ile uğraşmaları da; temiz ruhlarının buna tam ve mükemmel bir kabiliyete sahip olması ve kudsî bir kuvvetle desteklenmeleri sebebiyle, onların Hakk’ın işlerinde istiğrâka dalmalarına engel olmamıştır.
İbrahim Edhem Oldu Evliyânın Sultânı... Peki Bu Makamı Ne ile Kazandı? Bir gün zuhûratta Cebrâil Aleyhisselâm’ı gördü. Elinde bir defter vardı, bir şeyler yazıyordu. İbrahim Edhem Hazretleri dedi ki: “Ey Cibrîl! Ne yazıyorsun?” Cebrâil Aleyhisselâm: “Allah’ın dostlarının listesini yazıyorum.” buyurdu. İbrahim Edhem Hazretleri: “Peki, bakar mısın? O listede benim adım var mı?” dedi. Cebrâil Aleyhisselâm bir müddet baktıktan sonra: “Görünmüyor...” buyurdu. Bunun üzerine İbrahim Edhem Hazretleri mahzun bir şekilde: “Eyvah... Zaten ben de bu kadar uğraşmama rağmen adam olamadığımı biliyordum. Allah’ın dostlarından olamadığımı anladım... Ey Cibrîl! Öyleyse şu listenin en sonuna:
Cehaletin Sahibine Dünyada Açtığı Zararlar Cahil, kendi nefsinin düşmanıdır. Onun cehaleti daima başına iş açar ve kendisini zarara uğratır. Cehalet, insana asla fayda sağlamaz. Nitekim Hukemâ: “Cahil, en zararlı düşmandır.” buyurmuştur. Bu düşmanlık açıkça görülmese bile, dost zannettiğimiz cahiller bazen başımıza büyük zararlar getirirler. Zarar demişken aklıma şöyle bir kıssa geldi: Avcının biri ava çıkmış. Ormanda bir ayının feryadını işitince yanına gitmiş. Bakmış ki ayının eline bir diken batmış, canı çok yanıyor... Avcı, ayının elindeki dikeni çıkarınca ayı rahatlamış. Ayı, avcıya karşı büyük bir minnet ve vefa duymaya başlamış. Hatta ona iyiliğinin karşılığını vermek için sürekli yanında dolaşır olmuş. Zamanla ayı, adeta avcının korumalığını yapmaya başlamış. Bir gün avcı, bir mağarada istirahate çekilip uyurken, ayı avcının burnuna bir sineğin konduğunu görmüş. Eliyle ne kadar kovmaya çalışsa da sineği uzaklaştıramamış. Bunun üzerine etrafına bakmış, yerden büyük bir kaya almış ve avcının burnuna konan sineği öldürmek niyetiyle taşı fırlatmış. Neticede sinekle beraber avcı da ölmüş... Ayı yaptığına pişman olmuş, fakat iş işten geçmiş.
Reklam