O sırada, Nuri girdi içeri. Kısa boyuna rağmen arkasından vuran güneş ışığının içinde, sürgülü kapının arasından geçerken iri cüssesi içinde devleşen bir adam gibi göründü gözüme. Kızıl kıvırcık saçlarını dağıtmış, zaten yuvarlak olan yüzü sanki daha da genişlemişti. Haşin Faroz erkeğinin ardına sakladığı narin kimliğini kimsenin bilmemesi için sarf ettiği çabayı bu şehirde bilen yegâne insan olarak, yaşayamadığı özgürlüğü yüzünden ona tek üzülen ben olsam gerek, diye geçirdim içimden.
Bu ihtişamlı tarihi yapının ardına serilen masmavi denizin üzerinde, ateşli bir dişi gibi yükselmekte olan güneşin, muhteşem doğumuna tanıklık edecektim yine anlaşılan.
Karşımda, perdesi açık duran penceremde, 1853 yılında Rum Ortodoks Kilisesi olarak inşa edilen ve 1937’den itibaren yaklaşık 40 sene mahkûmlara ev sahipliği yapan bir hapishanenin, tamamı kesme taştan yapılmış bir bazilikayı andıran gövdesi duruyordu.