Dilini bilmediğin topraklarda, derdini anlatamadığın sokaklarda, susuz kalmış bir yolcu gibi... Göçmen kuşlar misali, kendi kanatlarınla, umutla ama tek başına.
O sırada, tekerleklerini sürüyerek çektiğim bavulumdan elimi ayırıp Hayri Bey’e uzattım. Refleks… Ama havada kaldı. Hayri Bey sağ elini göğsüne götürdü, yüzüme baktı. Nezaket mi, gelenek mi, yoksa kadınlara dokunmamayı görev bellemiş bir yargı mıydı, anlamadım.