Ebeveynlerimizi reddettiğimizde, onlara benzediğimiz açıları da göremeyiz. Davranışlar içimizde reddedilmiş halde kalır ve sıklıkla çevremizdeki insanlara yansırlar. Buna karşılık, reddettiğimiz davranışlara sahip arkadaşları, sevgilileri veya iş arkadaşlarını hayatımıza çekeriz.
Anne babalarımızda reddettiğimiz duygular, özellikler ve davranışlar kuvvetle muhtemelen bizim içimizde yaşayacaktır. Bu bizim onları farkında olmadan sevme biçimimizdir, onları yaşamlarımıza geri getirme yolumuzdur.
Ebeveynlerinin acısını paylaşan çocuklar bunu bilinçsizce, farkında olmadan yaparlar. Ebeveynlerini kurtarmak gibi körü körüne bir hayalleri vardır. İçgüdüsel olarak sadık olan çocuklar genellikle ebeveynlerinin acılarını tekrar ederler ve yaşadıkları talihsizlikleri tekrar yaşarlar.Hellinger’in sadakat bağı olarak belirttiği bu bağ sonra gelen birkaç nesile taşınabilir ve aile mirasını mutsuzluk bağına çevirebilir.
Şunu yeniden belirtmek önemli ki; bizim tarafımızdan gösterilen davranışların hepsi aslında bizden kaynaklanmamaktadır. Bunlar bizden önceki aile bireylerine ait olabilmektedir. Bu duyguları onlar için taşıyor ve onlarla paylaşıyor olabiliriz. Biz bunlara “ özdeşim duyguları” diyoruz.