Aileler şehrin bu timsahları tarafından yutuluyor; toplum ahlakı yasalarla tahrif ediliyor. Bu köhne zihniyet cehalet karanlığında daha da kararıyor... Her yerde çıplaklığın, günahın ve hilenin nefesinin titrek sesi var. Ancak iddia insanların barışçıl yaşam sürdükleri yönünde... Bu, gözlerimin bağlı olduğu anlamına gelmez mi? Kulaklarımıza eritilmiş kurşun dökülüyor... Görmeyelim, işitmeyelim, hissetmeyelim diye bedenlerimiz acının kırbacıyla uyuşturuluyor. Yükseklerde uçması gerekenler kanatları koparılarak yerde sürünmeye mecbur bırakılmıyor mu? Zenginlerin göz boyayan binaları yoksulların kanından yapılmıyor mu? Halkın hayat mektubuna suçların mührü basılmıyor mu? Toplum bedeninin damarlarında kötülük kanı dolaşmıyor mu? Halkın yaşamı sürekli bir keşmekeş, bitmez bilmez çaba ve tahammülün birleşimi değil mi?
Garibanların bitmeyen çilesine gülüyorsunuz. Oysa ağacın alt kısmı zayıflıyor ve kuruyorsa bir gün üst kısmının yüküne dayanamayıp yıkılacağını bilmiyorsunuz.
Yaşamlarının nabzını başkalarının kanına borçlu olanlar...Kendi cennetlerini yoksulların cehennemlerinden ödünç alınmış tuğlalarla inşa ederler... Çalgılarının her bir teline dul kadınların iniltileri, yetimlerin çıplaklığı, kimsesizlerin hıçkırıkları karışmış olanlar... İşte asıl bunlar bana deli diyor. Varsın desinler. Öyle bir zaman gelecek ki bütün bu garibanlar kendi kalplerinin kanına parmak batıra batıra bu insanların alınlarına lanet yazacaklar. Cennet kapılarının herkese açılacağı gün yakındır.