Dünyanın bütün geçmiş iktidarı, bütün nefret, baskı, boyundurk altına alma, tek bir adamın hasta yüreğinde yoğunlaşmış, yeryüzü onun, yani bu tersine günah keçisinin payına düşmüş, ve o da şimdi yeryüzünü bütün tarihinden ötürü cezalandırmakta.
Papazlar o anlattıklarına kendileri de inanmış olsa, daha az yiyip daha çok çalışarak yukarıda kendilerine daha iyi bir yer tutmaya uğraşırlardı… Yok azizim, yok; bir kez öldün mü, her şey bitti demektir.
bizimkisi de tuhaf bir özgürlük! İnsan okların gösterdiği yönde az çok hızlı gitmekte özgür. İnsan hangi salçayla yenileceğine karar vermekte özgür! İnsan döşeğinin markasını ve çarşaflarının rengini seçmekte özgür, ancak otomobillerin, uçakların ve canavar düdüklerinin gürültüsüne her gece katlanmak zorundadır. İnsan yirmi bin kilometre uzaklıktaki palmiyeler altında on beş gün dinlenebilmek için bir yıl boyunca, iğrenç bir fabrikada çalışmakta özgürdür, çünkü kendi ülkesinde orman sarıdır, ırmaklar çürük yumurta kokmaktadır ve kuşlar çekip gitmiştirler! İnsan, uyku haplarıyla kendisini zehirlemekte özgürdür, ancak, koşuşturmalı kentlerimizden vebadan kaçar gibi kaçan uykudur, kadife gibi yumuşak ayaklı ve soru imi gibi kuyruğu olan tatlı uyku!…
"Bir toplum için en büyük facia, okuma yazma bilmeyenlerin yüzde çoğunluğu değil, okuma yazma bilenlerin okuldan çıktıktan sonra artık kitap okumamalarından meydana gelen gizli kara cahilliktir."