Ruhu unutup bedene odaklanan, güzelliği cildin kırışıksızlığında arardı meselâ. Ruha odaklanan bir nazar ise, haddini ve Rabbini bilerek yaşayan bir ihtiyarın kırışık yüz hatlarında bulurdu güzelliği. Sahi, Rabbinin emaneti diye bilinip iyi 'bakılmış' bir ruhun aynası olan bir yüz, her kırışıklığında, hayata dair ne kadar da ders, ne kadar da hikmet öğretirdi insana. 'Genç görünme'ye ömrünü vermiş bir 'yaşlı'nın zoraki gerdirilmiş yüz hatları bizi de gergin kılarken; geçen yıllarından huzur ve sekînet hali devşirmiş bir 'ihtiyar'ın kırışık yüzü bize de huzur veriyor, onun yüzündeki tebessüm bizim de yüz kaslarımızı tebessümle gevşetmiyor muydu?