Schopenhauer bu eserinde aşkı romantik bir duygu olarak değil, türün devamını sağlamak için işleyen biyolojik ve metafizik bir irade olarak ele alır. Ona göre birey “âşık olduğunu” zanneder; oysa seçimi yapan doğanın kendisidir. Aşkın bu kadar güçlü ve sarsıcı olmasının nedeni, bireysel mutluluktan çok daha büyük bir amaca hizmet etmesidir.
Filozof, özellikle kadın–erkek ilişkisini bu bağlamda değerlendirir ve aşkın kadın için daha ciddi sonuçlar doğurduğunu vurgular. Ancak kadını çoğu zaman biyolojik işlevi üzerinden tanımlaması, metnin en tartışmalı yönlerinden biridir. Buna rağmen aşkın kadın yaşamında daha derin ve belirleyici yaşandığına dair tespiti dikkat çekicidir.
Schopenhauer’e göre aşkın acı vermesi bir yanılgı değil, onun doğasının sonucudur. Çünkü aşk mutluluk vadetmez; iradenin dayattığı bir görevdir. Bu yaklaşım, romantik idealleri sarsarken aşkın neden insanı böylesine savunmasız bıraktığını açıklar.