Avrupa ahlâkı dış görünüşteki güzelliğine rağmen menfaatçi (pragmatist) bir ahlâktır. Yalnızca fayda peşindedir. Eğer menfaati gerçekleştirecek "bir gayr-i ahlâkî yol" bulacak olursa Batı hiçbir zaman onu kullanmakta gecikmez, bundan dolayı sıkılmaz ve günah duygusuna da kapılmaz. Şimdi sömürgeciliğe ve halkları köleleştirip bütün zenginliklerini talan ettikleri son derece adi yollarına bir bakın. Aynı şekilde üçüncü dünyaya zehirleri ihrac eden Avrupa'ya bakın. Çernobil hâdisesinden sonra radyasyonlarla kirlenmiş bozuk yiyecekleri son kullanma tarihi geçmiş ilaçları, hâlâ deneme aşamasında bulunan ilaçları ihraç ettiğini göz önünde bulundurun. Beyaz Amerikalı'nın kendisiyle vatandaşlık paydasını paylaşan ve bazen de aynı inanca ortak olan siyahîlere karşı sergilediği ahlâkiyatına bir bakın.
İslam'a göre insani ve buradan hareketle İslami olan her şey, en nihayetinde Allah'a inanmak ve iyilik yapmaktan gelir. Bunlar, İslam'ın iyi niyet sahibi insanlara gösterdiği iki hedeftir.
Belli bir açıdan, Müslüman ülkelerdeki mevcut tüm hükümetler, Müslüman toplumlara uygun bir toplum düzeni teklif eden İslami harekete karşı suni bir baraj hükmündedirler. Bu gücü ve suni bir şekilde devam ettirilen bu rejimleri kaldırdığınız vakit, İslami düzen bir gecede tesis edilebilecektir. Hiçbir yabancı ideolojiyi; meşruti veya mutlak monarşileri; herhangi bir halk cumhuriyeti ya da demokratik cumhuriyeti; dinsiz yöneticileri ve “resmi dini” olan devleti; "dini ayrı tutan" herhangi bir Avrupa devletinin korsan kopyalarını istemeyen halk özgür kaldığı anda onu tesis edecektir. Çünkü halkın arzusu İslam, İslami devlet ve İslami düzendir.