Otobüste, metroda, sokakta yürürken, hatta otomobil kullanırken, kafede bir arkadaşımızla otururken gözümüz hep telefonda. Çoktandır masalar sohbetin, şenliğin tadını unuttu. Bütün bunların o kadar müptelası olduk ki etrafımızdakileri unuttuk. Aynı evde yaşayan insanlar hal hatır sormaz oldular birbirlerine.
Ülkemizde çocuk olmak zor, genç kız olmak zor, yalnız kadın olmak zor, anne olmak zor, doğurmamış kadın olmak zor, çalışan kadın olmak zor, çalışmayan kadın olmak zor... Kısacası kadınlığın her hali zor. Ve kadınlar ne kadar güçlü varlıklar ki bütün bu güçlüklerin üstesinden gelebiliyorlar.
"Günümüzde insanlar anlamak yerine yargılamayı seçtikleri için kimse birbirini sevemiyor. Ben onları da anlıyorum. Ama onlar beni hiçbir zaman anlamayacak."
Hiç dikkat ettiniz mi, en yakınlarına kötü davranan insanlar başkalarına karşı oldukça sevecen ve yardımseverdirler. "Ele iyi" diye bir laf vardır bizim toplumda. Size tokat atan baba, karşı komşunun çocuğunu sever; bir kere yüzünüze gülmeyen anne markette gördüğü çocuğu öpücüklere boğar. Toplum içinde taktığımız maskelerdir bunlar. Dışarısı bizi iyi bilsin, içerisi ne de olsa bizimdir. Evin kapıları kapatılıp perdeleri çekildiğinde kol kırılıp yen içinde kalacaktır. Kimseyi ilgilendirmez içeride ne olduğu; artık orası sizin imparatorluğunuzdur, döversiniz de seversiniz de kırıp dökersiniz de... Biraz önce komşunun çocuğuna çikolata alan adam mı kötüdür? Ya şu karşı apartmanda her sabah güler yüzle bütün mahalleye "günaydın" diyen adam mı dövüyordur karısını? Kimse inanmaz buna. Ele iyi olduğumuz maskeler korur bizi.