Depremi yaşayanlar olarak bu gece hafızalarımızla beraber elimizi vicdanımıza koyarak nöbetteyiz. Uyumak yok bu gece bize. 04.17 bize kendini gösterecek, ölenlerimizi bu şekilde anacağız. Ve ben hiç unutamıyorum. Depremin hemen ertesinde toparlanıp Gaziantep' ten, Gaziantep'in Nurdağı ilçesine gittik, elimizden geleni yapmak için. Vardığımızda Nurdağı paramparça olmuştu. O Nurdağı ilçesi tanınmayacak hale gelmişti. Bir şehrin bir ilçenin savaş sonucu yok oluşu gibiydi. Vara vardık uzaktan bir akrabanın evine, ne yapabiliriz diye sorduk, bize bir ablanın çadırını tarif ettiler. O abla cadde üzerinde bir çadırın önünde tek başına oturuyordu. Sonsuz bir sessizliğe bürünmüştü, bütün ailesi deprem anında göçük altında kalarak can vermişti. Eşi ve çocuklarının hepsi o an vefat etmiş. Orda oracıkta tek başına kalmış. Evet abla tek başına bir çadırın önünde oturmuş, sonsuzluğa gidip hiç dönmeyecek olan eşini ve çocuklarını düşünüyordu. Ve ben ruhumun felç geçirdiğine ilk o an şahit oldum. Yüzümün dişlerimi sıkmaktan titrediğini, şakaklarımın zonkladığını, gözlerimde damlamayan yaşlar biriktiğini ilk o zaman farkettim...
Bazı acılar acı olmaktan çok öte..
Çaresizliğin dibini görmüyorsun, çünkü o çaresizliğin dibi yok..