Herkes ruhunda kendi notasını çalar, kendi müziğini yapardı ya; o da sık sık kendini düşünürdü. Evrenin hangi şarkısında ses bulacaktı ve elle tutulması imkansız olan şu manevi boyuttaki yeri neydi? Kimdi; hangi ses, hangi notaydı? “Do” kadar ayağı yere basan, güçlü ama tekdüze miydi; yoksa “La” gibi dipsiz kuyulardan gökyüzüne doğru fırlayacak kadar azimli mi? Ya da belki “Re” idi. Sessizlikle bilenmiş bıçak misali keskin ve zayıflığını inkâr etmeyen insan tenindeki düşler kadar çıplak…
Ben bir akasya ağacıyım.
Bir zamanlar zeytinyağı tenekesine sığıyordum.
Kırlangıç'ın sallanan bir beşiği vardı, o da ona sığıyordu.
Şimdi dünyalara sığamıyoruz.
Canlılar büyüdükçe içlerindeki ateş de büyüyor.
Hayat bir demirci; körüğüyle üstümüze üflüyor. Küçük bir kıvılcımı kor haline getiriyor. Sonra sönmeye yüz tutuyoruz; o esinti başımıza dert oluyor.