İlk kitabım olan ADALET ÇİVİSİ'nin akra kapak yazısı sizlerle 💚
Gözlerinin dolduğunu hissetti bir an için. Yüreğinde bir sızı hissetti, içi titredi. O sessiz çığlıkları hissediyordu. O acı feryatları. O son nefesleri ve o korkuyu hissediyordu. Bir kadın olarak anlayabiliyordu, polis de olsa kadındı. Ölümün kokusunu işi gereği biliyordu. Fakat korkunun kokusu? Yeryüzündeki tüm kadınların, tüm şiddet mağduru kadınların yüzlerindeki korkuyu, üzerlerine sinen o korkunun kokusunu silmek istedi.
Kurbanlarını acımasızca öldüren bir katil. Zeki, gözü pek bir kadın: Gamze Başkomiser. Olay yerinde yok denecek kadar az sayıdaki kanıt, işlerini oldukça güçleştiriyordu. Gamze’nin kıvrak zekâsı bu kez ona ihanet mi etmişti? Neden denediği her yol çıkmaz sokaktı?
Soluk soluğa bir polisiye gerilim.
“Birini öldürmek için sevmek de bahane nefret etmek de.”
Satın almak isterseniz %50 indirimde olan site bizdebak.com/urun/adalet-civisi
Kitap o kadar güzel anlatılmış ki. O kadar akıcı bir şekilde ilerliyor ki kitap fuarınsa çalışırken elime alıp göz atayım dedim bir kaç saat içerisinde bitirmiş olarak buldum kendimi. Konusu çok hoşuma gitti. İnsanı içine çekiyor ve sıkmadan uzatmadan anlatıyor hikayeyi. Her ne kadar Kuran'da geçse de Cinlerin varlığını kabul etmeyen ve inanmayan insanlar var. Fakat ülkemizde özellikle de doğuda hala görünüyor, duyuluyorlar. Onlar ile ilgili hikayeler saymakla bitmiyor. Bu gün bile ailenize sorsanız muhakkak size anlatacakları bir kaç hikayeleri vardır.
Mardin'de yaşanan ve İstanbul'a kadar uzanan bir cin saldırısından bahsediyor bu kitap. Hikayenin giriş kısmı o kadar iyiydi ki anlatılanları kendi içimde hissettim desem yalan söylemiş olmam doğrusu. Peki bu olayların başlangıcı ve sonu neden kaynaklanıyor? Kitabü-l Azazil'den tabi ki. Bilinen en eski kitap. Hem insanlar hem de cinler bu kitabı arıyorlar. Kim bulursa bir diğerine kıyameyi yaşatacak. Peki bu kitabı bulabilecekler mi? Kimler bulacak ve bu arayışta kimlerin başına neler gelecek?
Aslında nasıl anlatmalıyım bilemedim. Bu nedenle inceleme kitap yorumundan ziyade bana hissettirdikleri ile alakalı olacak. Genel olarak benim sınırlarıma dahil olmayan hiçbir şeye müdahil olmuyorum. Kitapta da vardı böyle bir cümle senin özgürlüğün bir başkasının sınırlarına girdiğin anda biter diye. Bendeki de o hesap kimseye karışmam kimsenin de bana karışmasını istemem tabi o iş öle oluyor mu derseniz pek değil. Neyse kitap trans bir yazarın dünyasını anlatıyor diyebilirim. İnsanlığın ilk yıllarından beri aramızda dolaşıyorlar ve hep ötekileştirilip dışlanıyorlar, her toplumda var bu. Kendinden olmayanı dışlamak yok saymak. Oysa herkes kendi işine baksa ne güzel olacak değil mi? Uzun uzun yazmak istiyorum buraya ama sığmayacağından eminim. İnsanların bu kadar nefret dolması beni çileden çıkartıyor mesela Hande Kader... yakılarak öldürülmüştü. Olaya kadın - erkek, müslüman - hristiyan olarak bakmaya gerek de yok sonuçta madımakta da insanlar yakılmaya çalışılmıştı. Vahşet aynı vahşet. Saygı duymak ve susmak bu kadar , zor olmamalı. Ay bu kitap sayesinde tüm nefretimi öfkemi kusmaya başladım neyse siz ana konuyu anladınız diye düşünüyorum. Yazarın kalemine sağlık çok beğendim