Her gün olduğu gibi bugün de sabahın köründe uyandım. Gözlerimi açtığımda saat 05.36 idi. Telefonu elime aldım. Baktım eski sevgilim geceden mesaj atmış “Napıyosun” diye. “Uyuyordum, günaydın” yazıp çıktım. Biraz oyun oynadım. Yoga yapasım geldi ama yapmadım. Biraz klasik müzik dinlemek için YouTube’a girdim, birkaç “Yemek Sepeti”, “Hepsiburada” reklamı izleyip çıktım. Vikipedi’ye girdim rastgele bir makale okudum, yaprak sarma Tokat ve Gümüşhane yörelerine aitmiş. Spotify aboneliği satın aldım ve eski sevgilimin hesabını takip ettim. Takip ettiği şarkıcılara baktım (“Sanatçılara” demeye dilim varmıyor). Müzik zevki bok gibiymiş.
İlk üç ay ücretsizmiş, yoksa sırf müzik denlemek için para verecek kadar zengin değilim. Üç ayın bitmesine bir gün kala iptal ederim. Fakirim ama salak değilim çok şükür. Kalktım, kahvaltı ettim. Giyinip bisiklete çıktım. Çıkarken cücüklerin sesini duymadım. Horozlar ötüyordu. Her zamanki bakkaldan her zamanki gazetemi, meyve suyumu, atıştırmalıklarımı alıp her zamanki parka doğru yola çıktım. Gençken her boku yiyip, içip 50 yaşına gelince doktor “Kilo vermen lazım” dediği için sözde spor yapan morukları izleyerek bulmacamı çözdüm ve her boku yiyip içtikten sonra eve dönmek için bisikletime bindim. Bisikletçi olduğum için beni insan yerine koymayan araba şoförlerini ve insan yerine koymadığım yayaların küfürlerini saymazsak güne güzel bir başlangıç yaptım. Eve gelince annem bahçede çay içiyordu. “Kümesin pencereden baktım, bu cücükler yine suyu dökmüş, onlara bir bak” dedi. Kümes kapısını açtım. Normalde içeri girdiğimde cücükler sansar görmüş gibi kaçacak delik ararlardı, (Tavuklar varken insanlarımız kediye nankör diyorlar ya, ben ona yanıyorum) ama bu sefer böyle olmadı. Yerde malak gibi yan yatmış iki cücük vardı, diğer üçü görünürde
Her gün olduğu gibi bugün de sabahın köründe uyandım. Gözlerimi açtığımda saat 05.36 idi. Telefonu elime aldım. Baktım eski sevgilim geceden mesaj atmış “Napıyosun” diye. “Uyuyordum, günaydın” yazıp çıktım. Biraz oyun oynadım. Yoga yapasım geldi ama yapmadım. Biraz klasik müzik dinlemek için YouTube’a girdim, birkaç “Yemek Sepeti”, “Hepsiburada” reklamı izleyip çıktım. Vikipedi’ye girdim rastgele bir makale okudum, yaprak sarma Tokat ve Gümüşhane yörelerine aitmiş. Spotify aboneliği satın aldım ve eski sevgilimin hesabını takip ettim. Takip ettiği şarkıcılara baktım (“Sanatçılara” demeye dilim varmıyor). Müzik zevki bok gibiymiş.
İlk üç ay ücretsizmiş, yoksa sırf müzik denlemek için para verecek kadar zengin değilim. Üç ayın bitmesine bir gün kala iptal ederim. Fakirim ama salak değilim çok şükür. Kalktım, kahvaltı ettim. Giyinip bisiklete çıktım. Çıkarken cücüklerin sesini duymadım. Horozlar ötüyordu. Her zamanki bakkaldan her zamanki gazetemi, meyve suyumu, atıştırmalıklarımı alıp her zamanki parka doğru yola çıktım. Gençken her boku yiyip, içip 50 yaşına gelince doktor “Kilo vermen lazım” dediği için sözde spor yapan morukları izleyerek bulmacamı çözdüm ve her boku yiyip içtikten sonra eve dönmek için bisikletime bindim. Bisikletçi olduğum için beni insan yerine koymayan araba şoförlerini ve insan yerine koymadığım yayaların küfürlerini saymazsak güne güzel bir başlangıç yaptım. Eve gelince annem bahçede çay içiyordu. “Kümesin pencereden baktım, bu cücükler yine suyu dökmüş, onlara bir bak” dedi. Kümes kapısını açtım. Normalde içeri girdiğimde cücükler sansar görmüş gibi kaçacak delik ararlardı, (Tavuklar varken insanlarımız kediye nankör diyorlar ya, ben ona yanıyorum) ama bu sefer böyle olmadı. Yerde malak gibi yan yatmış iki cücük vardı, diğer üçü görünürde
Her gün olduğu gibi bugün de sabahın köründe uyandım. Gözlerimi açtığımda saat 05.36 idi. Telefonu elime aldım. Baktım eski sevgilim geceden mesaj atmış “Napıyosun” diye. “Uyuyordum, günaydın” yazıp çıktım. Biraz oyun oynadım. Yoga yapasım geldi ama yapmadım. Biraz klasik müzik dinlemek için YouTube’a girdim, birkaç “Yemek Sepeti”, “Hepsiburada” reklamı izleyip çıktım. Vikipedi’ye girdim rastgele bir makale okudum, yaprak sarma Tokat ve Gümüşhane yörelerine aitmiş. Spotify aboneliği satın aldım ve eski sevgilimin hesabını takip ettim. Takip ettiği şarkıcılara baktım (“Sanatçılara” demeye dilim varmıyor). Müzik zevki bok gibiymiş.
İlk üç ay ücretsizmiş, yoksa sırf müzik denlemek için para verecek kadar zengin değilim. Üç ayın bitmesine bir gün kala iptal ederim. Fakirim ama salak değilim çok şükür. Kalktım, kahvaltı ettim. Giyinip bisiklete çıktım. Çıkarken cücüklerin sesini duymadım. Horozlar ötüyordu. Her zamanki bakkaldan her zamanki gazetemi, meyve suyumu, atıştırmalıklarımı alıp her zamanki parka doğru yola çıktım. Gençken her boku yiyip, içip 50 yaşına gelince doktor “Kilo vermen lazım” dediği için sözde spor yapan morukları izleyerek bulmacamı çözdüm ve her boku yiyip içtikten sonra eve dönmek için bisikletime bindim. Bisikletçi olduğum için beni insan yerine koymayan araba şoförlerini ve insan yerine koymadığım yayaların küfürlerini saymazsak güne güzel bir başlangıç yaptım. Eve gelince annem bahçede çay içiyordu. “Kümesin pencereden baktım, bu cücükler yine suyu dökmüş, onlara bir bak” dedi. Kümes kapısını açtım. Normalde içeri girdiğimde cücükler sansar görmüş gibi kaçacak delik ararlardı, (Tavuklar varken insanlarımız kediye nankör diyorlar ya, ben ona yanıyorum) ama bu sefer böyle olmadı. Yerde malak gibi yan yatmış iki cücük vardı, diğer üçü görünürde