Freud, savaş kurbanlarında ve yakınlarını kaybetmiş çocuklarda, acı veren deneyimleri yineleme saplantısı olduğunu gözlemlemişti. Varoluşun erken dönemlerine dönmek için duyulan bir istek olduğunu düşünüyordu; bu derinlerde yatan, göze çarpmayan bir içgüdüydü ve varoluşun en başında, var olmamak vardı. İşte bu, felsefi keşifler yapan, şair, yazar Freud’du.
Rüyaların gerçekte arzu edilen şeylerin örtülü biçimleri olduğu teorisi çok tartışıldı; ancak rüyaların zengin sembolizmine dair yaptığı tumturaklı açıklamalar, onun Virgil’in Aeneid adlı eserinden alıntı yaptığı özdeyişi haklı çıkarır nitelikteydi:
Freud, hastanın kişiliğinde görünmesi gereken ama görünmeyen bir şey varsa, bunun çok acı veren, dolayısıyla da bastırılan bir şey olduğuna inanıyordu. Sinirsel bir tik ya da öksürük gibi tuhaf bir bulgu, gerçekte tabu olarak görülen bir deneyimin ya da duygunun yerini almış olabilirdi. Freud ve Joseph Breuer, “Histerikler çoğunlukla geçmiş anılardan acı çeker,” sonucuna vardı.
Hannah Baker tarafindan yazılmış “Yalnız
Ruh. ”
Gözlerine baktım
Beni görmedin bile
Merhaba
Diye fısıldadığımda
Zar zor cevap verdin
Benzer iki insan
Ruh eşim olabilir mi
Belki de değiliz
Sanırım bunu asla
Bilemeyeceğiz
Kendi annem
Beni içinde taşıdın
Şimdi giydiklerim dışında
Hiçbir şeyi görmüyorsun
İnsanlar sana soruyor
Nasılın diye
Gülümseyip başını sallıyorsun
Bitmesine izin verme
Orada
Beni koy
Tanrının gökyüzünün altına
Tanı beni
Beni sır göz lerinle görme
Al bunu
Bu etten kemikten maskeyi
Gör beni
Yalnız
Ruhumla.