Filozof-Kral, Bilge-Kral tanımlamasını belki de en çok hakeden isimlerden birisine...
Marcus Aurelius Antoninus Agustus’a ...
Bu kitap başka şartlar altında günümüzün TEDxTalks’larından birisi olabilirdi. Ama biz kitap olarak okuyoruz, böylesi de güzel. Gerçi sürekli ağır bilgi, tavsiye ve tecrübe bombardımanı bir noktada “Marcus hocam bir sal da azıcık nefes alalım, tamam sen haklısın, en doğru sensin “ hissi oluşturuyor. Bazı yerlerde ise birbiriyle çok alakalı olmayan “düşüncelerin” alt alta yazılmış olması akıcılık açısından sizleri kötü etkiliyor.
Ancak şunu da kesinlikle söylemek isterim ki ilk başta, hoşuma giden cümlelerin altını çizme isteğim kitapta ilerledikçe “hamallığa” dönüştü. Çünkü nerdeyse her cümle bir şeyler anlatıyor ve o şeyleri gerektiği gibi anlatıyordu. Eğer altını çizmeyi bırakmazsam kitabın sonunda, sadece dipnotlar kısmı kuru kalmış, altı tamamiyle çizili bir kitabım olacaktı. Çizmekle uğraşmayıp -ve tabi alıntıları buraya yazmakla- doğrudan kitabı özümsemeye, ondan bir şeyler almaya çalıştım.
Bizde olanı bize koyma hedefiyle yola çıkan bu kitap aslında Aurelius’un kendiyle ilgili düşüncelerini unutmamak için aldığı notlardan ibaret. Bu notları biz uzun aforizmalar şeklinde okuyoruz. Gladyatör filminden de asaletine aşina olduğumuz Aurelius, Machiavelli tarafından kaleme alınan Titus Livius’un on kitabı üzerine söylevler kitabında beş iyi imparatordan biri olarak tarihe geçmiş.
İmparatorumuz, genel olarak Stoa felsefesinden etkilenmiş ve bu felsefenin bir ürünü olarak doğayla uyumlu yaşamayı, yaşatmayı, her şeyin geçici olduğunu, tek önemli olanın “şu an” olduğunu, ölümden korkmamayı hatta yeri zamanı geldiğinde onu istemeyi (bu konuda daha detaylı bilgi için Bkz. Kittiumlu Zenon) iyi ve erdemli yaşamak için neler yapılması gerektiğini