hiçteniçe

Ben, kimsesiz seyyahı, mechuller caddesinin; Ben, yankısından kaçan çoçuk kendi sesinin. Ben, sırtında taşıyan işlenmedik günahı; Allah'ın körebesi, cinlerin padişahı. Ben, usanmaz bekçisi, yolcu inmez hanların; Ben, tükenmez ormanı, ısınmaz külhanların. Ben kutup yelkenlisi, buz tutmuş kayalarda; Öksüzün altın bahtı, yıldızdan mahyalarda. Ben başı ağır gelmiş, boşlukta düşen fikir; Benliğin dolabında, kör ve cilekeş beygir. Ben, Allah diyenlerin boyunlarında vebal; Ben bugüküne mazi, yarınkine istikbal. Ben, ben,ben, haritada deniz görmüş boğulmuş; Dokuz köyün sahibi, dokuz köyden kovulmuş. Hep ben, ayna ve hayal; hep ben, pervane ve mum; Ölü ve Münker-Nekir; baş dönmesi uçurum...
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Düşünüyorum: O’ndan evvel zaman varmiydi? Hakikatler boşluğa bakan aynalarmıydı?
Melekler dolanır bu kuytu yerde, Ey gün kadar güzel çocuğum, uyu! Bir gün hasretiyle için titrer de, Anarsın, bu derin, bu tatlı uykuyu. Uyuda gündüzler su gibi dinsin, Menekşe gözüne kirpikler insin; Yarın, şafak vakti, içine sinsin, Güneşler uyanan kuşların huyu.. Uyu yavrum, akşam seni üzüyor, Artık gözlerini uyku süzüyor, Uykunun gölünde başın yüzüyor, Dalgalandırmadan o durgun suyu...
Seni dağladılar, değil mi kalbim, Her yanın, içi su dolu kabarcık. Bulunmaz bu halden anlar bir ilim; Akı yırtık çuval, sökük dağarcık. Sensin gökten gelen oklara hedef; Oyası ateşle işlenen gergef. Çekme üç beş günlük dünyaya esef! Dayan kalbim üç beş nefes kadarcık!
Bu yağmur, bu yağmur, bu kıldan ince, Nefesten yumuşak yağan bu yağmur. Bu yağmur, bu yağmur, bir gün dinince, Aynalar yüzünü tanımaz olur. Bu yağmur kanımı boğan bir iplik, Tenimde acısız yatan bir bıcak, Bu yağmur, yerde taş ve bende kemik, Dayandıkça çisil çisil yağacak. Bu yağmur, delilik vehminden üstün, Karanlık kovulmaz düşüncelerden. Cinlerin beynimde yaptığı düğün. Sulardan, seslerden ve gecelerden...