Hatice YILDIZ

Bizim amacımız karşı çıkışı önlemek ya da diğer kişiye bu şekilde tepkivermemesi gerektiğini söylemek değil, karşı çıkışla karşılaştığımızdakendi konumumuzu korumaktır. Çoğumuz olanaksızı isteriz. Sadece kendikarar ve seçeneklerimizi değil, diğer kişinin bunlara tepkilerini de kontroletmeye çalışırız. Sadece değişiklik yapmak değil, aynı zamandakarşımızdakinin bu değişimden hoşnut olmasını da isteriz. Daha yüksekbir açıklık ve kararlılık düzeyine ulaşmak ve ardından, bizi eskimodellerimiz için seçmiş olan insanların takdirini ve desteğini kazanmakisteriz.
Reklam
Huzur-koruyucu ya da “iyi kız” kategorisine düşenler aslında,kaybetmeye mahkûm pasif kadınlar değildir. Tam tersine, bizler, büyükbir iç eylemsellik ve duyarlılık gerektiren önemli ve karmaşık bir kişilerarası beceri geliştirdik. Başka insanların tepkilerini tahmin edip onlarıhuzursuz edici duygulardan korumada uzmanlaştık. Bu, erkeklerdegenellikle pek görülmeyen gelişmiş bir sosyal beceridir. Ama keşke bubeceriyi alıp, kendi benliklerimiz hakkında da uzman olmak için kendiiçimize yöneltebilseydik.
Kaçınmak zorunda olduğumuz kötülük, bizibaşkalarıyla açık bir çatışmaya, hatta anlaşmazlığa sürükleyebilecek hertürlü düşünce, duygu ya da eylem olabilir. Bu kurala uymak içinuyurgezer olmak zorunda kalırız. Açıkça görmemeli, doğru düşünmemelive özgürce hatırlamamalıyız. Bu öfkeyi bastırma ve öfkeninkaynaklarının bilincine varmama zorunluluğunun içinde hapsettiğiyaratıcı, entelektüel ve cinsel enerji miktarı hesaplanamayacak kadaryüksek.
Her şeyi açığa vurmanın insanı, içe atmanın getireceği psikolojiktehlikelerden koruyacağını ileri süren şu öfke içeri öfke dışarı kuramıaslında doğru değil. Kavga etmemize rağmen sonunda haksızlıklaraboyun eğmeye devam ediyorsak, yakınmamıza rağmen kendiumutlarımıza, değerlerimize ve potansiyelimize ihanet edecek şekildeyaşıyorsak ya da toplumun şirret, dırdırcı, öfkeli ya da yıkıcı kadınklişesine uygun davranmaya başlıyorsak, depresyon, kendine saygıduymama, kendine ihanet etme ve hatta kendinden nefret etme gibiduygularla karşılaşmamız kaçınılmaz olacaktır.
Önce bu soruları sorgulayalım. Öfke haklı ya da haksız, anlamlı ya dayararsız değildir. Öfke sadece vardır. “Öfkemde haklı mıyım?” diyesormak, “Susamaya hakkım var mı ki? Ne de olsa daha beş dakika öncesu içtim; demek ki susamaya hakkım yok. Zaten şu anda suiçemeyeceksem, susamamın ne anlamı var?” demeye benzer.Öfke, hissettiğimiz bir şeydir. Her zaman bir nedeni vardır ve ilgigörmeyi hak eder. Hepimizin, her şeyi hissetmeye hakkı vardır ve öfke debuna istisna değildir.
Reklam