Gece Yarısı Kütüphanesi, pişmanlıklar ve hayat seçimleri üzerine ilgi çekici bir fikirle yola çıkan ancak bu fikri derinleştirmekte zorlanan bir romandır. Matt Haig, Nora Seed karakteri üzerinden “başka bir hayat yaşasaydım daha mutlu olur muydum?” sorusunu ele alır. Gece Yarısı Kütüphanesi’nde yer alan her kitap, Nora’nın farklı bir seçimle yaşayabileceği alternatif hayatları temsil eder.
Ancak roman, felsefi ve psikolojik açıdan güçlü olabilecek bu temayı oldukça yüzeysel işler. Alternatif hayatlar kısa ve benzer şekilde anlatılır; bu da bir süre sonra tekrar hissi yaratır. Karakterin içsel dönüşümü hızlı ve ikna edici olmaktan uzaktır. Kitap, okuyucuya düşündürmekten çok doğrudan mesaj vermeyi tercih eder.
Sonuç olarak Gece Yarısı Kütüphanesi, akıcı ve kolay okunan, ancak derinlik arayan okurlar için yetersiz kalabilecek bir eserdir. Popülerliğine rağmen etkisi sınırlı olan, beklentiyi yükselttiğinde hayal kırıklığı yaratabilen bir roman olarak değerlendirilebilir.
Yaşayamadığımız hayatların yasını tutmak kolay. Başka yeteneklerimizi geliştirmiş, bazı teklifleri kabul etmiş olmayı dilemek kolay. Daha çok çalışmış, sevmeyi daha iyi becermiş, paramızı daha iyi idare etmiş, daha popüler biri olmuş, o gruptan aynımamış, Avustralya'ya gitmiş, kahve teklifini reddetmemiş ve daha çok yoga yapmış olmayı dilemek çok kolay.
Edinemediğimiz arkadaşlara, yapamadığımız işlere, evlenmediğimiz insanlara, yapmadığımız çocuklara özlem duymak işten değil. Kendimizi başkalanının gözünden görmek ve olmamızı istedikleri bin bir kişiye dönüşmüş olmayı dilemek için en ufak bir çaba gerekmiyor. Pişmanlık duymak ve sonsuza, zamanımız doluncaya kadar duymaya devam etmek çok kolay.
Ama esas sorun yaşamadığımız için pişmanlık duyduğumuz
hayatlar değil. Sorun pişmanlığın kendisi. Büzüşmemize, kuruyup kalmamıza, kendimizin ve bütün insanlığın en büyük düşmanı olduğumuzu hissetmemize neden olan, pişmanlığın ta kendisi.
Olası hayatlarımızdan herhangi birinin bundan daha mı iyi
yoksa daha mı kötü olacağını bilemeyiz. O hayatlar yaşanıyor, evet, ama biz de yaşıyoruz ve asıl bu yaşantıya odaklanmalıyız.
Her yere gidip herkesle tanışamaz, istediğimiz her mesleği yapamayız tabii ama o hayatlarda hissedeceklerimizin çoğunu hissedebiliriz yine de. Kazanmanın nasıl bir his olduğunu anlamak için bütün sporları yapmamız gerekmiyor. Müziği anlamak için gelmiş geçmiş bütün müzik eserlerini dinlememiz gerekmiyor. Şaraptan zevk alabilmek için dünyadaki bütün bağların
üzümleriyle yapılmış bütün şarapları tatmamız gerekmiyor. Sevgi ve gülmek, korku ve acı, bu hayattaki en geçer akçeler.
Gözlerimizi kapayıp önümüzdeki içeceğin tadını çıkarmak ve
çalan müziği dinlemek yeterli. Şu anda olası bütün hayatlarda yaşadığımız kadar eksiksiz ve tam bir hayat yaşıyoruz, aynı türden
Her yaşam milyonlarca seçim intiva eder. fakat bir kararın yerine başka bir karar geçtiğinde, bütün sonuçlar da değişir. Dönüşü olmayan bir sapma gerçekleşir ve bu da başka sapmalara yol açar