Ülke halkının çoğunluğunun bilgisizliğine ve edepsizliğine tahammül etmek ayıp, kültür meşalesinin aydınlattığı herkesin seyirci kalması ise suçtur. Devlet denilen varlık, üst katları geniş pencereli, yüksek tavanlı geniş aydınlık odalara sahip, alt ve bodrum katlarında ise kasvetli, nemli, dar neredeyse tamamen penceresiz, büyük bir kale gibi görünmemelidir.
Dayatılan bu mecburiyete hoşgörü gösterdikleri için kitlelere de öfkeliydi. Halkın düşünce uyuşukluğuna, yoksunluklara, sarhoşluğa ve adaletsizliklere, maddi ve manevi sefalete alışıp razı olmalarına kızıyordu.
Her yerde ve her zaman halk kitleleri sabretmek, katlanmak zorunda bırakılır. Sabır, uzlaşma ve yoksunluklar kitlelerin bir nevi görevi haline gelmiştir.
Halkın yaşamını, davranışlarını ve refahını kaderin keyfîliğine bıraktılar. Sanki bunun hiç kimseyi ilgilendirmediği, hiç kimsenin görevi olmadığı konusunda herkes hemfikir gibiydi.