— “Korkuyor musun?” diye sordu Vitalis.
Bir an sustum. Doğruyu söylemek istedim.
— “Evet,” dedim. “Ama korkmam yürümeme engel değil.”
Vitalis başını salladı.
— “İyi,” dedi. “Cesaret korkmamak değildir. Korkmana rağmen yoluna devam edebilmektir.”
Ayakkabılarım eskimişti, ayaklarım üşüyordu. Ama sesimi çıkarmadım. Çünkü şikâyet edecek kimsem yoktu.
— “Peki ya düşersem?” diye sordum.
— “Herkes düşer,” dedi. “Mesele kaç kere düştüğün değil, her seferinde yeniden ayağa kalkıp kalkmadığındır.”
O anda anladım ki çocukluğum geride kalmıştı. Artık yol arkadaşım açlık, soğuk ve sabırdı.
— “Ailen var mı?” diye sordular.
Ne diyeceğimi bilemedim.
— “Bilmiyorum,” dedim.
Bu cevap onları şaşırttı. Ama beni değil. Çünkü insan, bir şeyi hiç tatmamışsa yokluğunu da garipsemez.
*O günden sonra kimse bana ‘küçüksün’ demedi. Çünkü küçük olmak, korunmak demekti; ben korunmuyordum.
İnsanların bakışlarından kaçmayı öğrendim. Çünkü bazı bakışlar, sözlerden daha acıtır.
Yürüdüm. Günlerce, haftalarca yürüdüm.
Yorulduğumda durmadım; çünkü durursam kimse beni beklemiyordu.*
Kendine daha fazla değer ver. İyileşmeye çalışırken büyümeye çalışıyorsun. Yas tutmaya çalışırken affetmeye çalışıyorsun. Bırakmaya çalışırken aramaya çalışıyorsun. Ve kendini nasıl seveceğini hatırlamaya çalışırken başkalarını sevmeye çalışıyorsun. Elinden gelenin en iyisini yapıyorsun. Ve bu yeterli.