Kızın sığınabileceği kimsesi olmamış. Daima kendi başının çaresine bakmak zorunda kalmış,bir genç kız hem kendi başının çaresine bakıp hem de yumuşak ve nazik bakışlara sahip olamaz.
Onun dünyasındaki anne babalarla çocukları birbirlerine böyle sevgi gösterilerinde bulunmazdı. Bu durum, varoluşun en yüce hallerine daha üst sınıflarda erişildiğinin göstergesiydi. Bu dünyaya attığı kısacık bakışta gördüğü en güzel şeydi bu. Martin bu sevgi gösterisine hayran kalmış, kalbi şefkat dolu bir duygudaşlıkla eriyip gitmişti. Ömrü boyunca sevgiye hasret kalmış, tabiatı gereği hep bu duygunun açlığını çekmişti. Varoluşunun organik talebiydi bu. Heyhat, arzuladığı şeyi hiç bulamamış, bu süreçte de kabuğu iyice kalınlaşmıştı.
Hep tek başına kalan bu çocuk ne zaman hata yapsa,kendini beceriksizlikle suçlamayı öğrenmişti. Nihayetinde hep tek başınaysa suçlayabileceğin tek bir kişi vardır,kendin.
...Çünkü gerçekle yüzleşme cesareti olmayan herkes manipülasyonda ustalaşır. Kendi gerçekliğimizle yüzleşemediğimizde ise en çok kendimizi manipüle ederiz. Sorumluluk almayanların, kendini ve çevresindekileri manipüle etmekten başka çaresi yoktur.