Hayatı boyunca sevgi açlığı çekmişti. Sevgiye hasretti. Varoluşunun temel talebiydi sevgi. Ama hiç sevgi görmemiş ve zaman içinde katılaşmıştı. Sevgiye ihtiyaç duyduğunu fark etmemişti bile.
(Spoiler içerir.)
Öncelikle kitap iki kısımdan oluşuyor diyebiliriz. Victor Hugo ilk kısımda kendi düşüncelerini paylaştığı manifesto niteliği taşıyan uzun bir ön söz yazmış. Burada ölüm ve ölüm cezası hakkındaki düşüncelerini belirtmiş. İdam cezasının tam manası ile ortadan kalkması gerektiğini savunmuş. 19. yüzyıl başlarında Frransa'nın ne kadar adaletten muzdarip olduğunu gözler önüne sermiş. Buna delil olacak bazı insanlık dışı infazları ile Avrupa'nın ne kadar medeni(!) olduğunu delil sunmuş. Hugo Tanrı inancı olan bir yazar ve onun verdiği cânı yine onun alabileceğini söyleyip idam cezasında kesinlikle karşı olduğunu belirtmiş. Hâliyle idam cezasının uygulandığı giyotine de başlı başına karşıdır. Benim dikkatimi çeken bir husus da ön sözün son kısımlarına gelirken "Bu alçak aletin (giyotinim) burada sert darbelerle topallayarak gideceğini ümit ediyoruz." diyor. Ve bu aletin de "Gidip kendini uygarlaşan Osmanlı'ya değil barbar toplumlara kabul ettirsin." diyor. Buradaki ifadesi ile biz kendi aşağılık kompleksinde yüzerken Hugo'nun tabiri dikkate değer diye düşünüyorum. Ayrıca ön sözden sonra kitaba geçmeden evvel kısa bir diyalog metni oluşturmuş. Bu metin o dönemdeki kişileri canlandırıyor ve bu kitap hakkındaki fikirlerini paylaşıyorlar. O bölümde de Fransa'daki düşünce özgürlüğünü(!) net olarak algılayabiliriz.
Kitabın ikinci kısmı hakkında yani Hugo'nun bu bahsetmiş olduğum fikirlerini kurgulayarak hikayeleştirdiği kısımdaki karakterin idama giderken yaşadığı psikolojik tahlili ve iç muhasebesini muazzam yansıttığını söyleyebilirim.
Hugo'nun düşüncelerini ve kitap hakkındaki diğer yorumlarım şunlar:
Umudun idam sehpasında dahi asla son bulamayacağınız hayatın her safhasını kuşattığını bir kez daha gördüm ki öyle de olmalı. Hugo idam ile insanları yok ederek