Edebiyat bir mevsimse Tanpınar, derinliği meçhul bir gölün etrafında, bütün renklerin iç içe geçmiş olarak, gölün yüzeyinde akisleriyle raks ettikleri sonbahardır. Ve kitaplar bir meyve bahçesindeki ağaçlara benzetilseydi eğer; onlarca konunun, yüzlerce manayla, en nazik bir tâbiatla sunulduğu Huzur, nar ağacı olurdu.
Bir kitabın önce paragraflar arasında, sonra sayfalar arasında ve nihayet 5. sayfasıyla 275. sayfası arasında, sanki hiçbir şey yazılmamış olsa da yazılmış olan her şey, yine de anlaşılır olurmuş hissi verdiği bütünlüğü anlamak için üst üste iki kez, bazı bölümleri üç kez okumam gerekti. Ruhen, zihnen ve kalben yorucu ve dermansız bırakan, adeta canlı bir hikaye benzeri, okuru kendini okumaya mecbur eden, "beni anlamalısın, bu insanın hikayesidir", diyen harika bir eser.
Bir yanı şarkta, bir yanı garp da yarım, tamamlanmamış bir Mümtaz. Sembolik olarak kimlik arayışındaki 1930- 1950 arası Türkiye'yi temsil eder. Ama aynı zamanda şark tarafını temsil eden Nuran'a delice aşıktır. Bu iki karakter tek bir karaktertir aslında, zira Mümtaz'ın Nuran'sız bir anı yoktur. Mümtaz'ın düşüncesi Nuran'ın vücudunda yaşar. Hissi tarafı da Nuran'a bağlıdır. Yani Osmanlı'dan Selçuklu'ya, Viyana'dan Mısır'a, bin yıllık medeniyete. Bu bağlılık da kendini musiki ile açığa vurur. Diğer taraftan Mümtaz batıya da klasik müzik ile bağlıdır. Aydınlanmanın Fransa'sından İstanbul'a; şiirin, müziğin, sanatın ve düşüncenin tecrübesini taşımıştır. Bu iki ayrı uç İstanbul Boğazı'nda buluşur. Boğaz, iyi niyetli, empati mağduru Mümtaz'ın arafıdır.
Diğer iki karakterden biri İhsan, Mümtaz'ın akıl, irade ve cesaret tarafı. Çalışkan, cemiyet ve fikir adamı, ateşli bir idealist. Mümtaz'ın gölgesinde yetiştiği çınar. Bir de bozguncu, her şeyden ve herkesten gayrimemnun, kendi ilkel