Devrim niteliğinde düşünceleri barındıran bu kitap, okuduğumuzda zihnimizdeki duvarları kaldırabilme gücüne sahipti. İnsanlığın gelişimini ilk yıllarından itibaren ele alışında kalemin gücünü hissedebiliyoruz.
Kitaptaki en güzel noktalara değinmek istiyorum. Bilimin yüceliği öylesine vurgulanıyor ki dünyanın sınırları olmadığını iç dünyanızda inanılmaz bir şekilde anlıyorsunuz. Açgözlülükten cahilliğin doğduğunu, cahilliklerden savaşın doğduğunu, savaştan ise yalnızca yıkımın doğduğunu görebiliyorsunuz. Oysa yaratım gücü, zekayı kullanma becerisi devamında bilgelik getiriyor. Bilgelik ise sevgiyi ve evreni anlama isteğinden gelen sihirli güçleri insan ruhuna dolduruyor. Kitaplar, sanat eserleri günümüze ulaşanlarıyla bizim iç dünyamızdaki hazineyi güçlendiriyor. Çoğu sanatçının isimleri hafızamızda... Peki ya yıkım yapanlar? Ne kadar kalıcı oldular? Bunun üzerine düşünmek yeni kapıları açıyor.
Kadının değer gördüğü toplumlarda barış, huzur ve doğayı anlama isteğinin büyüdüğünü anlamak pek çok değişmin başlangıcı olabilir. Kızılderililerde kadın ülke yönetiminde, eğitimde, doğayı anlamakta en güçlü figür olması oldukça etkileyici... Ataerkil düzenin doğmasıyla toplumların geriye dönüşleri de başlamış oluyor. Günümüzde bile izleri sürüyor ne yazıkki. Yıkımın kanun sayıldığı, özgürlüğün olmadığı bir yerde insan ruhu her daim acıya mahkum yaşamını sürdürecek.
Bu kitap belki de insanın ne olup ne olmadığını, anlamamız konusunda ilaç niteliğinde Pek çok filozof, bilim insanı, sanatçı isimleri de yolumuzu daha çok aydınlatıyor. Kendi zihin dünyamızı keşfetmekten korkmadığımızda, insanı ve evreni anlamaya daha çok yaklaşacağız.