binlerce yıldan beri onlarca medeniyet yaşamış bu yamuk dörtgenin içinde. eteklerindeki zenginlikleri döküp gitmişler, giderlerken. bilmeden kullandığımız deyimlerde, bakmadan ezdiğimiz kilimlerin desenlerin, renklerinde, yazmaların oyalarında, halk hikayelerinde, nedenini bilmeden inandığımız batıl inançlarımızda izleri var o kültürlerin. o izler de siliniyor artık. üstlerinden loğ taşı geçmiş gibi düzlenip yok oldular.
televizyondaki müzik kanallarına şöyle bir takılın, bakın en çok kimler dinleniyor. sesinin dört oktav olduğu söylenen adam türkü söylemiyor; "bebeğimmmm, seni senden çok sevdimm bebegimmmm" diyerek gırtlak nameleri yapıyor. millet, "bas bas paraları leyla'ya, bi daha mı gelcez dünyaya?" ile kendinden geçiyor; "sende kaldı bende kaldı" diyen yarı çıplak hatunun detone sesinden, gözleri bacak arasına odaklanmış olarak, bilmem neresinin kimde kaldığını anlamaya çalışıyor.
halkımın korkutucu bir çoğunluğu "bana bulaşmayan yılan bin yaşasın" sözünü düstur edinmiş. televizyonda en çok izlenen programların başında show haber geliyor. iştahla küçük kızlara tecavüz eden öğretmenlerin, hastasına sarkan doktorların, çocuğunu zincire bağlamış, annesini pislik içinde yatıran ailelerin, vahşice öldürülen hayvanların kanlı görüntülerini seyrediyor.
iş yerinde her gün kapıda, asansörde karşılaştığım insanlar bir "günaydın"ı esirgiyorlar. ben dediğimde ise, yüzüme dikilen bakışlardan kendimi ayıp bir şey söylemiş gibi hissediyorum. sifonu asla çekmek gibi bir alışkanlığımız olmadığı ve kendimizden sonra gelen, önümüzden giden insanlara karşı hiç saygımız olmadığı için, hacetimizin kalınlığı konusunda da bayağı bir fikir sahibi oldum.
yolda yürürken nereye bakacağımı bilemiyorum. aşağı baksam "harrkkk tuu!" diyerek sallanan balgam parçaları. karşıya baksam apış