Sonunda dilekleri gerçekleşti. Alçakgönüllüydüm; beni hesaplılıkla suçluyorlardı. Sonunda hiç konuşamaz hale geldim. İyilikle kötülüğü ayırt edebiliyordum; anlamıyorlardı beni, herkes kırıyordu. Kin gütmeye başladım. İçine kapanık bir çocuktum, başkaları gibi şen, konuşkan değildim; onlardan üstün görüyordum kendimi ama herkes beni onlardan aşağı tutmakta söz birliği etmişti. Kıskanç oldum. Bütün dünyayı sevmeye hazırdım; değerlendiren çıkmadı. Böylelikle de nefret etmeyi öğrendim. Renksiz gençliğimi ,kendime ve dünyaya karşı giriştiğim savaşta tükettim. Alaya alınmaktan korktuğum için ,en iyi duygularımı yüreğimin derinliklerine gömdüm. Orada silinip gittiler. Hep doğru söyledim, inanılmadım. O zaman kandırmaya başladım. Kibarların dünyasını , toplumun işleyişini iyiden iyiye kavrayınca, hayat biliminde ustalaşmaya başladım; başkalarının bu ustalığı kazanmadan nasıl mutluluğa ulaştıklarını gördüm; benim hiç yılmadan erişmeye çalıştığım önceliklerin tadını, onlar kendilerini hiç yormadan çıkarıyorlardı. O zaman içimi bir karamsarlık kapladı – tabanca kurşunuyla giderilecek bir karamsarlık değildi bu: soğuk, çaresiz , sevimliliğin, iyi niyetli bir gülümsemenin altına gizlenen bir umutsuzluktu. Ruh yönünden sakat olmuştum. Ruhumun yarısı yoktu; solmuştu, uçmuştu, ölmüştü. Ben de o yarıyı kestim attım – oysa öteki yarı kımıldanıyordu, diriydi, herkesin hizmetindeydi. Kimse farkına varamadı bunun; çünkü bir zamanlar var olan öteki yarıdan haberleri yoktu; ama siz bir hatırayı uyandırdınız, ben de size bir kitabe yazdım.