(Spoiler içerir)
Cengiz Aytmatov'un okuyup da ağlamadığım bir tane bile kitabı olmadı. Anlatımı içime bu denli işleyen, vermek istediği duyguyu bu kadar güzel aktarabilen nadir yazarlardan kendisi.
Kitap, Kazakistan'ın Boranlı köyünün Sarı-Özek bozkırında geçiyor. Yazar Boranlı'yı öyle bir tasvir ediyor ki orada yaşanan tüm mevsimleri birebir yaşıyorsunuz ; kışının dondurucu soğuğunu , yazının ise baygınlık geçirten sıcağını iliklerine kadar hissediyor insan..
Peki ya o muhteşem karakter analizleri ; her an bir karakterin zihninde buldum kendimi , çektileri sıkıntıları kendi sıkıntımmış gibi benimsedim. Bir an geldi, trenle Kumbel'e yapılan o aile gezisinin sevincini en içimde hissettim; o an esen rüzgar benim de yüzümü ferahlattı , Zarife ve Ukubala'nın ettiği o gündelik , hoş sohbete ben de dahil olmak istedim.. Hele delice yağmurun yağdığı , çoluk çocuk herkesin çılgınlarca eğlendiği o gün, Zarife'nin göz yaşları gibi benim de sevincim ve hüznüm yağmur sularına karışıp gitti..
Peki ya yağan kar sonrası yapılan kardan adam , Yedigey'in çocuksu mutluluğu ve benim yüzümde oluşan kocaman gülümseme :)
Abutalip ve Zarife'nin o kıymetli aşkı; hayattaki tüm olumsuzluklara rağmen biz de varız , buradayız deyişleri.. Okurken gidip ikisine de kocaman sarılmak istiyor insan ; siz çok güçlüsünüz , sakın vazgeçmeyin demek istiyor...
Canım Abutalip, onun evlatları için patlayan yüreği benim de bir okur olarak kalbimi paramparça etti..
Aytmatov'un destanları ise yine bildiğimiz gibi insanı büyüleyen türden, Mankurt vahşeti, Raymanlı Aga ve Begima'nın aşkı , Dönenbay hikayesi hepsi ne kadar güzel kurgulanmış, hiçbiri fazla gelmiyor, her şey olması gerektiği yerde karşısına çıkıyor insanın..
Aytmatov'u övmeye sayfalar yetmez...
Kendi hayatından da esintiler olan bu kitabı herkes