Utopia – Thomas More
Bu kitabı okuduktan sonra sadece bir ütopyayı değil, kendi dünyamı da yeniden düşündüm.
Thomas More’un Utopia’sı, yazılmasının üzerinden beş yüz yıla yakın bir zaman geçmesine rağmen, hâlâ güncelliğini koruyan ve düşündürmeye devam eden derin bir eserdir. Hayali bir ada üzerinden ideal bir toplumu anlatırken, aslında yaşadığımız dünyanın adaletsizliklerini, eşitsizliklerini ve insan doğasının karmaşıklığını da gözler önüne serer.Özellikle mülkiyetin kaldırıldığı ve kaynakların ortak paylaşıldığı düzen çok çarpıcıydı. More’un, “Mülkiyet hırsı, insanların en büyük düşmanıdır.” düşüncesi, günümüzün derinleşen eşitsizlikleri ve tüketim kültürü içinde daha da anlam kazanıyor. Bu ütopyada herkes çalışıyor ama kimse yoksul değil; herkesin zamanı var ama kimse tembel değil. Bu denge hâli bana oldukça etkileyici geldi.Eğitim ve çalışma sistemine dair bölümler ise bireyin topluma olan katkısını yeniden düşündürüyor. Herkesin hem üretken hem de düşünen bir birey olması gerektiği fikri, bugünün dünyasında hâlâ ulaşılmamış bir ideal gibi duruyor.Kitapta beni en çok etkileyen cümlelerden biri şu oldu:
“İnsan doğası, ne tamamen iyi ne tamamen kötü; içinde hem erdem hem zayıflık barındırır.”
Bu söz, ideal bir düzenin neden bu kadar zor kurulduğunu çok iyi özetliyor. İnsan içindeki çelişkilerle birlikte var olur; bu da mükemmelliği ulaşılması güç bir hedef hâline getirir.Din ve inançla ilgili bölümler ise zamanının çok ötesinde. More, farklı inançların bir arada, hoşgörü içinde yaşamasını savunuyor. Bugün hâlâ tartışmaya açık olan bu konuya, 16. yüzyılda böyle bir açıklıkla yaklaşılması gerçekten etkileyiciydi.Bir diğer unutulmaz alıntı:
“Gerçek eşitlik, sadece maddi paylaşım değil; insanların farklılıklarını kabul edip birlikte yaşayabilmeleridir.”
Bu ifade bana