Ayakkabı icat edilmeden önce insan da tıpkı diğer birçok canlı gibi toprağa çıplak ayakla basardı.Toprakla arasındaki mesafe sıfırdı.Birdi,bütündü toprakla.Diğer canlılarla eşit mertebedeydi ve toprakla olan bu teması sayesinde hepsiyle temas kurmuş sayılırdı,hepsi de onunla.Ama ne zaman ayakkabıyı icat etti,işte o an toprakla teması kesildi,diğer tüm canlılarla da.İnsan denilen bu varlık,dünyaya artık bir santim yukardan bakıyordu.İşte bu santimlik fark,zamanla kendimizi Tanrı gibi görmemize yol açtı;her şeye Kadir,her şeye muktedir,her şeyin sahibi.İstediği her şeyi planlayıp yapabilen güçlü,özgüvenli,kudretli tanrı.yapabildi mi ?
Nah yapabildi!
Yalıda dedemden kalma büyükçe bir kütüphane vardı, çoğu eski kitapları, klasikleri burada okudum. Villada ise kendime ait küçük bir kütüphane oluşturmuştum, burada yeni kitaplar vardı. Önceden planlamış olmasam da böylece yaşamın dengesini kurabilmiş, maddi bakımdan zengin ama kültür fakiri hayatımızdan az da olsa sıyrılabilmiştim.
Ama istisnasız hep nefret ettim kendimden,geçmişimden ve geleceğimden.Kendinden nefret etmek nasıl bir duygudur,bilir misiniz? Sanmıyorum. Şu yeryüzünde nefret ettiğiniz tek kişiyi her gün yirmi dört saat bedeninizin içinde taşımak nedir,bilemezsiniz.